Aramızdan birinin 2015 Temmuz ayında Manş Denizi’ni geçtiğini biliyor muydunuz?

Favorilere Ekle

 Sinem Tüzer – Deloitte Türkiye İK Müdürü

 

Performans kavramını yalın bir anlatım ile hedeflenen sonuca ulaşmak için ne yapıldı ve nasıl yapıldı sorularının yanıtı şeklinde tanımlamak mümkün… “Ne yapıldı?” ve “Nasıl yapıldı?” sorularını içeren, performansa dair macera dolu bir öyküyü, sizlerin arasından bir profesyonel; birçok açık su yüzücüsünün geçmeyi hayal ettiği bir parkur olan ve onların Everest’i kabul edilen Manş Denizi’ni 4 kişilik Türk kadın takımı ile geçen Sinem Tüzer kaleme aldı bu ay...

Takım içinde, Fransa sahillerine ilk ayak basan yüzücü de olan Tüzer, “Beni gecenin köründe, soğuk suda yüzdüren başarı motivimdi” diyor: “Ama Manş bana, performansın bir takım işi olduğunu bir kez daha hatırlattı”.

Macera dolu bir yolculuğa çıkıyoruz, hazır mısınız?

Manş Denizi geçişi


Öncelikle sizinle, Manş Denizi Geçişi’ne ilişkin bazı bilgiler paylaşmak istiyorum. Açık su (Open water) yüzücülerinin Everest’i olarak kabul edilen “Manş Denizi Geçişi” birçok açık su yüzücüsünün geçmeyi hayal ettiği bir parkur… Manş Denizi (English Channel), Büyük Britanya Adası'nı Fransa'dan ayırır ve Atlas Okyanusu ile Kuzey Buz Denizi'ni birleştirir. Uzunluğu 563 km (350 mil), en geniş yeri ise 240 km'dir (150 mil). Ortalama derinlik 120 metre kadardır. Dover Boğazı (Strait of Dover) kanalın en dar kısmı (33 km), İngiltere ile Fransa’nın birbirine en yakın olduğu nokta ve “Manş Denizi Geçişi” de, bu noktadan yapılıyor.

Yaz mevsiminde bile 15⁰C -18⁰C arasındaki soğuk su, gelgit akıntıları, yoğun deniz trafiği ve deniz yüzeyindeki atıklar, denizanaları ve gece karanlıkta yüzme durumu; “Manş Denizi Geçişi”nde biz yüzücüler için karşılaşılan güçlükler... Bu zorluklar nedeniyle yüzülen mesafe, 33 kilometrenin üzerine çıkıp 60 kilometre civarını bulabiliyor ki bizimki de yaklaşık 50 kilometre kadar sürdü.

Bu mücadele; iki yetkili kurum olan, CSA (Channel Swimming Association) veya CS&PF (Channel Swimming and Piloting Federation) tekneleri nezaretinde ve hakem kontrolünde, güvenli bir şekilde gerçekleştiriliyor ve dereceler bu şekilde resmileştirilyor. Solo veya takım olarak; tek yön, çift yön (2 way) ya da 3 yön (3 way) şeklinde; 2 kişiden 7 kişiye kadar takım kurarak geçişleri yapabiliyorsunuz. Biz, 4 kişilik Türk kadın takımı olarak tek yön geçtik.

Manş geçişini başarıyla tamamlayan birkaç isimden de bahsetmek istiyorum: İlk defa geçen kişi 1875 yılında, Matthew Webb adlı bir İngiliz… Geçişi yapan ilk kadın yüzücü ise 1926 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD), Gertrude Ederle olmuş. 1954 yılında, üçüncü denemesinde Fransa’dan İngiltere’ye yüzen (biz İngiltere’den Fransa’ya yüzdük) Murat Güler, Manş’ı geçen ilk Türk ünvanını almaya hak kazanmış. Manş’ı geçen ilk Türk kadını ise, 1979 yılında Nesrin Olgun Arslan olmuş.
Ne mutlu ki bu yıl bizim geçişimiz sırasında, 6 kişilik bir diğer Türk kadın takımındaydı; her ne kadar koca denizde birbirimizi göremesek de, bizimle birlikte aynı anda sudaydı. Takım geçişleri ilk olarak 1954 yılında başlıyor ve ülkemizden de, kadın ve erkek karışık olarak, iki Türk takımı, 2013’te geçişlerini başarıyla tamamlamışlar.

4 kadının bir araya gelişi:
Hiçbir şey tesadüf değildir

Artık gelelim bizim hikayemize... Bu projenin sahibi ve 4forBlue isimli takımımızdaki kadınların bir araya gelmesini sağlayan, sevgili takım arkadaşım Seda Kansuk’tur. Seda, aklında ve gönlünde bir niyet ile bir proje tasarlıyor ve hayalini kâğıda döküyor: Sadece Türk kadınlarından oluşan bir Türk Yüzme Kadın Takımı kurmak ve Manş Denizi’ni 2015 yazında geçmek ile başlayan bir yüzme projesi… Ben, bu projeye zincirin üçüncü halkası olarak dâhil oluyorum. Nasıl mı?

Seda, Manş Denizi Geçişi hayali kafasında, 2014 Asya’dan Avrupa’ya Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na katılıyor. Yaklaşık 1.500 yüzücüyü, Kuruçeşme’den Kanlıca’ya, yarış başlama noktasına taşıyan şehir hatları vapurunda, yüzlerce kadın arasından bir kadının yanına oturmayı tercih ediyor. Yanına oturduğu kadın diğer takım arkadaşım sevgili Sadiye Kuş… Bu kısa yolculuk esnasında Seda, daha Kanlıca’dan suya atlamadan Manş Denizi Geçişi hayalini Sadiye ile paylaşıyor. Ben, o yıl, o vapurda değilim ama her zaman inandığım şudur ki; hayatta hiçbir şey tesadüf değildir! Sadiye, benim bir master yüzücü olduğumu biliyor ve hemen o akşam telefonla beni arıyor. Sadiye ile çocuklarımız aynı okulda, hatta aynı sınıfta… Genellikle telefon sohbetlerimiz “Önümüzdeki haftaya alınması gereken İngilizce okuma kitabını hangi kitapçıdan buldun? Bulduysan bana da alır mısın?” ya da “Mutfak Kulübü için dondurulmuş vişne sizin evde varsa biraz fazla götürebilir mi seninki okula; yarısını da bizimkine verir” şeklinde çocukların gündemleri etrafında dönerken, o akşam Sadiye bana “2015 yazında, Manş Denizi’ni geçmeye ne dersin?” diye soruyor! Hayatımda her zaman yüzmeye yer vermiş

biri olarak “Evet” diyorum bir heyecan, bir tutkuyla… Seda, İzmir yüzme camiasından tanıdığı, triathlon sporcusu en genç takım arkadaşım sevgili Günışığı Ceren Cansızoğlu’na da aynı teklifle gidince; 4 kadın, efsanevi bir şekilde, bir araya geliyoruz. Heyecan ve coşku dolu duygularla; hem ne kadar farklı hem de ne kadar aynı olduğumuzu öğreneceğimiz Manş Denizi Geçişi yolculuğuna hazırlanmaya başlıyoruz.

Benim yüzme maceram

3-4 yaşlarındayken bir açık su yüzücüsü olmayı kafama koymuş olmalıyım ki, yüzme bilmediğim halde, babamın koşarak denize atlamasının ardından, ben de arkasından koşarak denize atlıyorum. O yaşlarda yüzme bilmediğim için epey bir su yutmuşum ama ertesi gün “Bu su acı...." diye diye denize girmeye devam etmişim. Dolayısıyla, doğuştan bir açık deniz yüzücüsüyüm diyebiliriz.

Şaka bir yana, lisanslı bir sporcu olarak yüzmeye başlamam, yaşamımdaki sayısız seçimlerimden birini 9 yaşındayken yapmış olmamdan kaynaklanıyor: İlkokul 3. sınıfta, akşam okuldan eve döndüğümde anneme ve babama “Bu kâğıdı imzalar mısınız? Ben bugün okula gelen bir yüzme kulübüne kendimi kaydettirdim, yüzmeye başlamak istiyorum” diyorum. Kendi kendimi yüzmeye kaydettirdikten sonra, 5 yıl aralıksız yüzdüm. Ortaokul 2. sınıftan üniversiteye kadar ara verdiğim yüzme hayatıma üniversite yıllarında Yıldız Teknik Üniversitesi Yüzme Takımına girerek geri döndüm. Sonra, evlilik, çocuk sahibi olmak, kariyerimin ilk yılları derken yüzme sadece yaz tatillerinde, masmavi Ege sularında yüzmek ile sınırlı kaldı.

Fakat 2007 yılında Masterlar Yüzme Camiası ile tanıştım ve Galatasaray Masterlar Yüzme Takımı’na girdim; hem havuz hem açık deniz yarışlarına dahil oldum. 20. Uluslararası Asya'dan Avrupa'ya Yüzme Yarışması'nda, 31-35 yaş kategorisinde, bir önceki yılın birincisi Manş Denizi’ni geçen Norveçli Sonnove Husabo Cirotzki ve İngiliz Ariane Demeneix'i geride bırakarak birinci oldum. Ne ilginç ki, 2008’de Norveçli Sonnove beni Manş’a davet etti; o davetten 7 yıl sonra Manş’ta yüzeceğimi kim bilebilirdi ki…

2009 yılında, 35-40 yaş kategorisinde Çanakkale Boğazı birincisi oldum. Avrupa Kurumsal Oyunlar kapsamında Atina'daki yüzme yarışmalarına katıldım ve şirketime birçok birincilik kazandırdım. O yıllardan günümüze, Galatasaraylı arkadaşlarımla havuz yarışlarına ve birçok açık deniz yarışlarına katılmaya da devam ettim. En son Şubat 2015 Datça Açık Deniz Kış Yüzme Maratonu'nda 40-45 yaş kategorisinde birinci, genel klasman kadınlarda ikinci; Mayıs 2015 Marmaris Açık Su Maratonu'nda ikinci oldum.

Herkes hayatını kendi tasarladığı şekilde yaşar. Hiçbir zaman hayatında sadece iş olan bir profesyonel olmayı istemedim. Kendime yapabileceğim en büyük iyiliğin zaman zaman yaşamın rutininden çıkarak kendime özgür alanlar yaratmak olduğuna karar verdim. Yüzme sporu da, benim özgür alanlarımdan biri… 42 yaşında, ergen 2 çocuk sahibi bir profesyonel olarak öğrendiğim şu ki; iş haricinde hayatın farklı alanlarında faaliyet gösterdikçe, yaptığımız işi de daha iyi yapıyoruz.

Manş Denizi geçişi hazırlıklar

Manş Denizi geçişimize dönersek... Sponsorumuz Teknosa oldu; kendilerine buradan bir kez daha teşekkür ederim. İlk olarak, Manş’ı geçebilme başvurusunda şart olan “15⁰C veya daha soğuk sularda, en az 2 saat yüzebilirliğimizi kanıtlayan belgeyi” almak için Mart’ta Malta’da bir yüzme kampına katıldık. Malta’daki kampın antrenörü; “Oceans Seven” isimli parkuru tamamlayan, 6 kişiden biri, İngiliz Adam Walker… Malta’nın soğuk sularında, gerekli 2 saatlik süreyi de aşarak, takım halinde, “Manş Denizi Geçişi Yüzebilirlik Belgesi”ni almaya hak kazandık. Hatta Sevgili Günışığı’nın, soğuk suda tam 6 saat aralıksız yüzmüş olması sebebiyle Manş’ı solo geçmeye de hakkı bulunuyor.

Malta’daki kampın yanı sıra, Manş Denizi’nde bizi bekleyen soğuk su için, Şubat 2015’te Datça Kış Maratonu’na katıldık. Hem tüm kadınlar genel klasman ikincilik hem de kendi yaş grubumda birincilik elde ettim.

Ve geçiş...

6 Temmuz’da İngiltere’den Fransa’ya olan geçişin başlayacağı İngiltere’nin Dover kasabasına vardık. Hubert’s House isimli, çoğunlukla kanal yüzücülerinin kalmayı tercih ettikleri ve işletmecisi Pete'ın dahi kanal yüzücüsü olduğu minik şirin pansiyona yerleştik. CSPF bünyesinde, aylar öncesinden rezerve ettiğimiz “Sea Satin” isimli teknemiz ile geçiş için uygun gün ve saati beklemeye koyulduk. Bu dönemde, sabah saatlerinde, Dover sahillerinde 1 saatlik deniz antrenmanları yapmayı da ihmal etmedik. Son ana kadar belli olmayan geçiş gününe kadar olan sürede, geçiş sırasında ihtiyaç duyacağımız yiyecek ve içecek hazırlıklarımızı da tamamladık.

3 gecelik bekleyişin sonunda, kaptanımız Lance Oram’dan geçiş için uygun rüzgâr hızı, şiddeti ve dalga boyu detayında bir haber aldık. Geçişimiz, 9 Temmuz Perşembe günü, İngiltere saati ile 12:52’de sevgili Seda Kansuk’un İngiltere sahilinden suya girmesiyle başladı. Hepimiz, takım olarak, önceden belirtmiş olduğumuz ve geçiş sırasında değiştirmemizin mümkün olmadığı sıralama ile (1. Seda, 2. Sinem, 3. Günışığı ve 4. Sadiye) teknemiz Sea Satin’i takip ederek birer saat yüzüp 3 saatlik aralarda, teknede diğer yüzüşümüzün sırasının gelmesini bekledik. İngiltere’den Fransa’ya olan bu yolculuğa, kulaç kulaca gönül gönüle katkıda bulunduk.

Bizim için Manş Denizi’ni zorlu bir yüzme etabı yapan; 15⁰C-18⁰C arasında değişen soğuk su, gelgit etkisinin 6 saatte bir yön değiştirdiği akıntı sebebiyle uzayan yüzme mesafesi oldu. İngiltere saati ile 12:52’de başlayan geçiş, bir sonraki gün, sabah saat 06:44’de bitti. Dolayısıyla gece boyunca da hiç durmadan, zifiri karanlıkta, kimi zaman denizanaları ile dolu denizde yüzmeye devam ettik. Seda ve ben toplam 5 kez, Günışığı ve Sadiye toplam 4 kez suya girdik. Fransa sahillerine ilk ayak basan yüzücü, 5’inci yüzüşüm sebebiyle ben oldum. Fakat CSPF’den aldığımız izin sayesinde, karaya ayak basmam ve resmi olarak yarışı bitirmemiz sonrasında, takım arkadaşlarım da Fransa sahillerine yüzerek geldiler. 4 kadın, yüreğimizde başarma duygusunun coşkusuyla, Fransa sahilinde, hem sevdiklerimize taş topladık hem de yanımızda getirdiğimiz Türk Bayrağı’nı dalgalandırdık.

17 saat 52 dakika uykusuz kalarak
toplam 5 saat yüzebildim, çünkü...

Manş Geçişi esnasında, performans kavramı ile ilgili tespit ettiğim noktalar oldu:

Birincisi; hep deriz ya, her şey aslında beyinde başlar ve biter. Bu önermeyi defalarca realize etme fırsatı yakaladım. Deniz soğuk, ama soğuğu hissetmeyebiliyorsunuz. Gece karanlıkta yüzmek, hem de aralıksız bir saat tek başıma (sabaha karşı 2 sularında çevrenizde hiç bir şey yokken, açık denizde, etraf karanlık, soğuk suya tek başınıza atladığınızı hayal edin lütfen); benim açımdan oldukça korkutucuydu. Fakat fark ettim ki, suya atlamadan önce başlayarak beynimde hangi düşünceleri önde tutuyorsam, önümdeki bir saat de o şekilde geçiyordu: Soğuk, karanlık, denizdeki büyük sayılacak denizanaları etkisiz kalıyorlardı. Birer saatten toplam 5 saat yüzdüm. Özellikle, 2 gece yüzüşü benim için en zor olanlardı. Sıram geldiğinde atlamak için tekne kornasının çalmasını beklerken, “Ben gecenin köründe, üzerimde sadece yüzücü mayosu, esen rüzgâr, kapkaranlık bir denize atlamayı bekleyerek ne yapmaya çalışıyorum?” sorusunu sordum kendime… Cevabı hep suda buldum. Suya girdikten sonra hem kulaç atıyor hem de hayatta beni mutlu eden, bana güç veren kişilerle olan ilişkilerimi tek tek düşünüyor; onlarla sessizce konuşuyor ve şükrediyordum: Sevgili eşim, ilk göz ağrım oğlum ve bir tanecik kızımla... Beni kendi kararlarını verebilen ve mutlu bir birey olarak yetiştiren annem ve babam ile... En yakınım ablam ve teyzesinin bir tanesi, yüzmeyi öğrettiğim, şu an 20 yaşındaki yeğenim ile... Yenge dediklerinde yüzümü gülümseten; biri kitap kurdu biri öpücük canavarı olan tatlı yeğenlerim ile... Bu geçişi benden çok gururlanıp herkese anlatacağından emin olduğum kayınvalidem ve bir yerlerden beni izlediğine emin olduğum rahmetli kayınpederim ile... Beni geçiş boyunca telefon, WhatsApp mesajlarıyla yalnız bırakmayan dostlarım, Galatasaray kulübüm ve akrabalarım ile... 1 yıl boyunca bu geçiş için beni cesaretlendiren Deloitte'taki yöneticilerim, iş arkadaşlarım ve Semih ve Aslı ile.. Ben denizdeyken yanı başımdaki teknede olan takım arkadaşlarım ile... Tüm bu kişilerle, beni soğuk sudan uzaklaştıran “sıcacık an”larım olmuştu ve her ayrıntısıyla bu anları getirdim tek tek aklıma, defalarca. Evet, beni gecenin köründe, soğuk suda yüzdüren başarı motivimdi… Ama Manş bana, performansın bir takım işi olduğunu, bir kez daha hatırlattı. Teknedeki takım arkadaşlarım ve kalbimdeki tüm takımdaşlarım ile geçtik biz Manş’ı.

İkincisi; insan yaptığı işten keyif alıyor ve inanıyorsa, motivasyonu da hep devam ediyor ve bu da performansını olumlu yönde etkiliyor. Bu geçişi takım olarak yaptığımız için sevdim, sevdiğim için de 17 saat 52 dakika uykusuz kalarak toplam 5 saat yüzsem de yorulmadım. Yaklaşık 10 ay boyunca Manş Geçişi hep aklımda oldu; elimden gelen en iyi şekilde hazırlandım, hedeflediğim şekilde sonuçlandırmak için gayret ettim. Üstelik yoğun bir tempoda çalışan, evli, 2 ergen çocuk sahibi bir kadın için bu durum bazen hiç de kolay olmuyordu. Ama asla kurban rolünü kabul etmedim; hep başaracağıma inandım.

Üçüncüsü, sabah 05:52’de Fransa sahillerine varmamıza çok az kaldığında, suya atladığım an… 17 saatlik uykusuz bir gece geçirmiştim, yorulmuştum, denizanaları çarpmıştı. Sporcu yiyecekleri yemiş olmama rağmen açtım da. Ama 1 yıllık hazırlığın sonucunda, yanımda takım arkadaşlarım Fransa sahili gözümün önündeyken sanki sabahki ilk yüzüşümü yapıyormuşçasına bir güç geldi. En hızlı yüzüşümü 5’inci defa suya atladığımda yapmışım.

Sonuncusu ise şans unsuru… Hiç birimizin Seda’yı tanımamasına rağmen bu takımda yer alması bir şanstı. Ancak bu noktada da Louis Pasteur’ün bilinen sözü geliyor aklıma: “Şans ancak hazırlıklı zihne güler”..

4ForBlue
Daha yakından tanımak ister misiniz?

Seda Kansuk
1971’de İzmir’de doğdu. İzmir Özel Türk Lisesi’nin ardından, Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. Aynı üniversitede, yüksek lisans ve doktora eğitimi aldı. İzmir’de “Ekim Eczanesi”ni açtı. Aksel ve Azra adında iki çocuk sahibi... İzmir Eczacı Odası, Çağdaş Eczacılar Derneği ve Gaziemir Kent Kadın Konseyi’nde, yönetici ve alt komisyonlarda uzun süreli görevler aldı. Yüzme sporuna, 2012 yılında, çocuklarını yüzme antrenmanlarına getirip götürürken başladı.

Sinem Tüzer
1973’de İzmir’de doğdu. İzmir Özel Türk Lisesi’nden sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği ve ardından, aynı üniversitede İşletme Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. 1998 yılında; hayat arkadaşı, aşkı Ömer ile evlendi. 2001 doğumlu Derin isminde bir erkek ve 2003 doğumlu Müge isminde bir kız çocuk sahibi… 1997’den bu yana, özel sektörde, satış ve İK alanlarında aktif olarak çalıştı. Şu an Deloitte Türkiye, İK Müdürü olarak görev yapmaktadır. 2007 yılından bu yana Galatasaray Master Yüzme Takımı’nda.

Günışığı Ceren Cansızoğlu
1985’de İzmir 'de dünyaya geldi. Dalgıçlık ve cankurtaranlık gibi birçok eğitim sertifikası bulunmaktadır. Spor Akademisi okumak istemesine rağmen Güzel Sanatlar Fakültesi’ni bitirdi. 11 yıl evvel başladı yüzme maratonuna… Gerek havuz, gerekse katıldığı birçok açık su yarışlarında çeşitli derecelerle başarısını kanıtladı. 2014’de “Half Ironman Ünvanı” almaya hak kazandı. Şu an Amerika’da yüzme antrenmanlarına ve yabancı dilinin geliştirmek adına dil öğrenimine devam etmektedir. Spor hayatında en büyük destekçileri annesi Hacer ve kardeşi Adasu’dur.

Sadiye Kuş
1972’de ABD’de doğdu. Saint Benoit Fransız Lisesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde Dermatoloji uzmanlığını tamamladı. Anadolu Sağlık Merkezi’nde Dermatoloji Uzmanı olarak çalışıyor. Dr. Hasan Kuş’un eşi, Defne ve Mithat’ın annesi... Şu anda Han Batur Master Yüzme takımında antrenör Han Batur ile çalışıyor.