Adanmışlık Etiği: İş Nerede Biter, İnsan Nerede Başlar?

Son günlerde iş dünyasında dolaşıma giren bir söylem dikkat çekiyor: Bir şirketin kendini “ütopya” olarak tanımlaması ve çalışanlardan yalnızca performans değil, bir “hayale adanmışlık” talep etmesi. Bu yaklaşım kimi çevrelerde ilham verici bulunuyor. Ancak biraz yakından bakınca, meselenin ilhamdan çok daha fazlasını içerdiği görülüyor. Aslında burada mesele yalnızca iddialı bir kurum kültürü değil; etik bir sınır tartışması.

İş yerinin bir “ütopya” olarak konumlandırılması, kaçınılmaz olarak sınırların silikleştiği bir alan yaratır. Çalışma saatlerinin olağanüstü seviyelere çıkması, işin bir “savaş” metaforuyla anlatılması ve çalışanlardan yüksek düzeyde duygusal adanmışlık beklenmesi… Tüm bunlar, güçlü bir kültür inşası gibi sunulsa da gerçekte bireyin kendine ait alanının daralması anlamına gelir.

Daha açık söylemek gerekirse; bu yaklaşım, çalışanın katkısını değil, varlığını talep eder.

Oysa iş ilişkisi doğası gereği sınırlıdır ve öyle kalmalıdır. Kurum ile çalışan arasındaki bağ, karşılıklılık üzerine kurulur; bir tarafın hayatını diğerine adaması üzerine değil. Bu sınır kaybolduğunda, ortaya çıkan şey bağlılık değil, dengesiz bir ilişki biçimidir.

Bugün elimizdeki veriler de bize farklı bir tablo gösteriyor. Gallup araştırmaları, çalışanların büyük bir kısmının iş yerleriyle güçlü bir duygusal bağ kuramadığını ve tükenmişlik riskinin yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Bu gerçeklik ortadayken, çözümü daha fazla “adanmışlık” talep etmekte aramak, sorunu çözmekten çok derinleştirir.

İnsan Kaynakları perspektifinden bakıldığında ise bu söylemin daha incelikli bir riski var. “Tutku”, “hayal” ve “aidiyet” gibi kavramlar, çalışan deneyimini zenginleştirmek için kullanılabilir. Ancak bu kavramlar, sınırların ihlalini görünmez kılan bir dile dönüştüğünde, artık güçlendirici değil; baskılayıcı hale gelir.

Gerçek şu ki hiçbir iş yeri bir ütopya değildir. Olmamalıdır da…

Çünkü ütopya kusursuzluk vaat eder. İş yerleri ise insanidir. Sınırları, ihtiyaçları ve dengeleri vardır. Sağlıklı olan da budur. Güçlü organizasyonlar, çalışanlarının hayatını işin merkezine yerleştirenler değil; işin, hayatın sağlıklı bir parçası olarak kalmasını sağlayanlardır. 

Aslına bakarsanız bu tartışmanın özü tek bir soruda toplanır: İş nerede biter, insan nerede başlar? Bu soruya verilecek her dürüst cevap, bize şunu hatırlatacaktır: Anlam ve bağlılık ancak sınır varsa mümkündür.

 

Gülcan Çağlar Çalışkan 
Genel Yayın Yönetmeni 

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)