İş var ama İşin Anlamı Yok!

Son zamanlarda iş dünyasında farklı platformlarda, farklı yaş gruplarında ve sektörlerde benzer bir yakınmaya rastlıyorum: İnsanların işi var; fakat yaptıkları işle kurdukları bağ giderek zayıflıyor.

Bu, yüzeyde bir memnuniyetsizlik gibi görünse de aslında çok daha derin bir kırılmaya işaret ediyor. İnsanlar yalnızca yoğunluktan, belirsizlikten ya da ücretlerden söz etmiyor; yaptıkları işin kendi hayatlarıyla, değerleriyle ve dünyadaki yerleriyle kurduğu anlamlı ilişkinin giderek silikleştiğini anlatıyor.

Bu hissin sezgisel bir yakınma olmadığını artık daha net söyleyebiliyoruz. Yakın dönemde 9.500 çalışanla gerçekleştirdiğimiz araştırma, işte anlam duygusunun çalışan deneyiminin merkezine yerleştiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan çalışanların önemli bir bölümü, anlam duygusunun azalmasını; motivasyon kaybı, kuruma mesafe alma ve işi sürdürme isteğinin zayıflamasıyla doğrudan ilişkilendiriyor.

Örneğin çalışanların %62’si, yaptığı işin daha anlamlı olduğunu hissetmesi hâlinde mevcut pozisyonunda daha uzun süre kalabileceğini ifade ediyor. Her üç çalışandan biri ise, işten kopuşunun temel nedenini ücret ya da iş yükünden çok, yaptığının bir karşılığı olmadığı ve etkisinin görünmediği hissi olarak tanımlıyor. Bu veriler bize şunu söylüyor: Kopuş çoğu zaman yüksek beklentilerden değil, boşluk duygusundan besleniyor.

İnsan Kaynakları uzun yıllar boyunca sistemi ayakta tutmaya odaklandı. Süreçleri tasarladık, modeller kurduk, yetkinlikleri tanımladık, ölçtük, raporladık. Bugün ise farklı bir eşiğin üzerindeyiz. Çalışanlar bizden artık yalnızca yönetilmeyi değil; görülmeyi, duyulmayı ve anlaşıldığını hissetmeyi bekliyor.

Anlam; iç iletişim kampanyalarıyla, ilham verici sloganlarla ya da tek seferlik iyi niyetli uygulamalarla inşa edilmiyor. Günlük kararların içinde, liderin kurduğu cümlelerde, geri bildirimin tonunda, hangi katkının görünür kılındığında ve hatta hangi soruların hiç sorulmadığında şekilleniyor. Bu nedenle anlam, bireysel bir arayış olmanın ötesinde, açıkça kurumsal bir tasarım meselesi haline geliyor.

Bu sayıyı hazırlarken kendime sık sık şu soruyu sordum: Acaba bugün asıl mesele, çalışanların işlerini sevip sevmedikleri mi; yoksa kendilerini o işin neresinde konumlandırdıkları mı? HRdergi’nin Şubat sayısı, hızlı reçeteler ya da tek doğru cevaplar sunma iddiasında değil. Ancak güçlü bir hatırlatma yapıyor: Anlam, soyut ve romantik bir kavram değil; doğru ele alındığında organizasyonların geleceğini doğrudan etkileyen, yönetilebilir bir gerçeklik. Çünkü bugün insanlar işlerini terk etmiyor. Onları yoran, sessizce uzaklaştıran şey; anlamsız hissettiren bağlar oluyor.

 

Gülcan Çağlar Çalışkan 
Genel Yayın Yönetmeni 

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)