Enerjisini ve ritmini kaybetmiş çalışanı kazanmak çok zordur!

İnsanoğlunun en iyi performansı nasıl gösterdiğine dair kökten yanlış bir anlayış hâkim. Çoğumuz yanlış bir şekilde bizim bilgisayarlar gibi uzun süreler boyunca hiç durmaksızın aynı anda pek çok programı birden işleten makineler gibi çalışabileceğimizi var sayıyoruz. Bu, doğru değildir. İnsanoğlu ritmik olacak şekilde tasarlanmıştır. Kalp atarken kaslar bir kasılıp bir gevşer. Enerjiyi ritmik yani dengeli bir şekilde harcar ve yeniden kazanarak hareket ederken en mükemmel konumumuzdayızdır. Çalışma, dinlenme dengelerini en mükemmel kuran sporcuları iyi anlamamız gerekir.

Akşam yemek daveti vereceksiniz, saat öğleden sonra 5:00 ve misafirleriniz saat 6:00'da gelecek. Elinizin altında gerekli bileşenlerin tümünün olmasını istersiniz. Doğru araçlara sahip olmak istersiniz. Mutfağın temiz ve bakımlı olmasını istersiniz. Yaratıcı bir şeyler yapabilmek için yeterince özgür olmanız gerekir.

Ben insanlara bu özgürlüğe kavuşabilmeleri için son derece acil ve güvenilir adımları nasıl atabileceklerini öğretiyorum: Taahhütlerinizin ve projelerinizin hepsini listelere dönüştürmeyi, "bir sonraki adıma" odaklanmayı, işyerinizde, telefon başında ya da bilgisayarınızda yapılması gereken bir iş olan kapsam hakkında düşünmeyi gösteriyorum. Burada kendinizin ne olduğunu değiştirmeniz gerekmiyor. Sadece çok basit ama fevkalade güçlü bazı teknikleri değiştirmeniz yeterli.

Elimizden gelenin en iyisini yapabilmemiz için gerekli olan tek şeyin yani enerjinin başlıca dört boyutuna odaklanmalıyız. Burada temel zemin fizikseldir, yani zindelik, uyku, beslenme ve gerisi. Duygusal zeminde, pozitif duygular beslemek ve bir lider olarak onları diğerlerine iletmekten ibarettir. Akıl seviyesi, hem aynı anda tek bir konuya odaklanma yeteneğini artırarak hem de daha yaratıcı işler çıkarmak için beyinin yarı küreleri arasında doğru olanına geçiş yapmayı öğrenerek dikkatinizi daha fazla toplamakla ilgilidir. Ve ruhani zeminde, bu iş amaç tanımlamaktan ibarettir.

Çünkü bir şeyler gerçekten önemli olduğu zaman ona çok daha fazla enerji harcarsınız. Tanıştığım C tarzı liderlerden çok azı, kendilerinde veya diğerlerinde bu gereksinimlerin bir araya getirilmesinin, sürdürülebilir üstün performans açısından ne kadar önemli olduğunu biliyordu. İşlerin yapılmasında iyiydiler ve kendilerine yapmaları gereken daha fazla iş verilerek ödüllendiriliyorlardı. Ancak artan talepler kendi kapasitelerini aşıyordu. Gelen e-postalar, yazışmalar ve diğer bilgilerle aşırı yükleniyorlardı. Bizim onlara nasıl bir adım geri çekileceklerini ve "Ben aslında neyi yapmak istiyorum? Doğru seçenekler hangileri? Bu tercihlerin maliyetleri neler" sorularını sormayı öğretmemiz gerekiyordu.

Biz insanları 90 dakika boyunca yoğun bir şekilde çalışmaya ve kendilerine gelmeleri için sonra dinlenmeye teşvik ediyoruz. Onlara bir oturuşta ağır bir yemek yerine birkaç saatte bir enerji zengini yemeklerden küçük ölçeklerde nasıl yiyeceklerini öğretiyoruz. Her ne kadar şirketlerin çoğuna kabul ettirmekte zorlansak da kısa bir şekerleme yapmanın üretkenliği artırdığına inanıyoruz. Şurası net bir gerçek ki bütün bir iş günü boyunca durmaksızın çalışan bir insanın üretkenliği, aynı yeteneğe sahip ama kısa sürelerle bir hayli yoğun çalışıp arada bir mola verip kendine gelen birisinden çok daha düşüktür.

Doğru işi seçip seçmemiş olmak önemli bir sorun!

Peter Drucker, bilgi işçileri açısından en zor işin yapılacak işin tanımlanması olduğunu söylüyordu. Bir yüzyıl önce dünyanın yüzde 80'inde bütün işler bitirilmek zorundaydı. Çalışabildiğiniz kadar uzun süre çalışır, sonra uyur, ardından kalkar ve yine çalışmaya başlardınız. O zamanlar öncelik belirleme veya yönetsel kararlar almak zorunda değildiniz. Bugün işler çok daha karmaşıklaştığından üretken olmak çok daha zor bir hal aldı.

Birkaç yıl önce prestijli bir yatırım bankasında yaptığım bir konuşma geldi. Toplantının sonunda ortaklardan biri ayağa kalkmış ve şöyle demişti: "Bay Lehrich, bunların hepsi çok enteresan, ancak bizim kapımızın önünde içeri girip psikolojisi bozulmuş bin tane çalışanımızın yerini almak için bekleyen yığınla insan var. İnsanlara kendilerine gelmeleri için zaman tanımakla neden vakit kaybedelim? Onlar ıskartaya çıktıklarında hemen onların yerine gelmeyi dört gözle bekleyen insanları işe alırız." 

Ben kendisine bilgi işinde bir insandan en iyi verimin üçüncü, beşinci veya yedinci senesinden itibaren alınabileceğini söylemiştim. Bu aslında dikkat gösterilmesi gereken kapsamlı bir sorundur. İnsanları sürekli olarak kendi sınırlarında tutup sonra onlardan sürdürülebilir bir mükemmellik göstermelerini bekleyemeyiz. Önümüzdeki yıllarda gerçek rekabetçi bir avantaj yaratabilmeyi başarmış şirketler, insanlardan daha fazla verim almak için onların ihtiyaçlarının karşılanmasına daha iyi yatırım yapanlar arasından çıkacaktır.

İnsanlar işlerine sahip çıkmıyor. Tanımlamıyor ve somutlaştırmıyorlar. Ve işler, organizasyonel akıl ile kişisel akıl arasında yuvarlanıp giderek boş yere enerji tüketiyor ve inanılmaz bir ruhsal çöküntü yaratılıyor. İnsanlar, "Evet bu işi ben yaparım" diyor ama onu bir köşeye yazmıyor ve iş de kara bir deliğe düşüyor. İş bununla kalsa iyi ancak ardından yüzlerce şey daha var. İnsanlar, işle ilgili kendi taahhütlerinin neler olduğuna, başarmak istediklerinin sonuçta ne getireceğine, daha da ileri gidilmesi için atılacak bir sonraki adımın ne olması gerektiğine tam olarak karar veremiyor. Kafanız fikirler yaratmak için gereklidir, onları saklamanız için değil. Sadece kafanızı boşaltmanız ve onu dışsallaştırmanız bile devasa bir adımdır ve bunun çok ciddi bir etkisi olabilir.

Eğer yapmanız gerekenlerin dolu olduğu listelerin hiçbir işe yaramadıklarını düşünüyorsanız o zaman takviminizi de çöpe atın gitsin. 

Bu konuda entelektüel anlamda samimiyetsiz olmayın. Neden bir takviminiz var? Çünkü dünya artık çok daha karmaşıklaşmaya başladı ve bu yüzden de sınırlı bir kaynak olan yaratıcı enerjinizi yönetmek için yardıma ihtiyacınız var. Listeler gereklidir, çünkü beyniniz onların hepsini aklında tutamaz. Aklınız, sizi sabahın 3:00'ünde uyandıran ve siz uyurken zihninizdekileri defeden küçük bir aptal bilgisayardır. Onun tek yaptığı açık döngülerdeki işleri tekrarlamaktır ve enerjinizi deli gibi emer.

Burada bir tevazu sürecine gerek var. Bu biraz bağımlılıklarınızın esiri olduğunuzu kabullenmenin sürecini benimsemeniz anlamına gelir. Bu vakadaki bağımlılık, e-postalar ile bilgilerdir. Burada asıl sorun, irademizi ve öz disiplinimizi gözümüzde aşırı abartıyor olmamızdır. Bir değişiklik yapmanın, yani çikolatalı keklere hayır diyebilmenin veya sabah erken kalkıp jimnastiğe gitmenin yolunun kendimizi daha fazla sıkıp zorlamaktan geçtiğini düşünürüz. Halbuki bu hiçbir işe yaramaz. Kendimizin alışkanlıkların esiri olduğunu ve dün ne yapıyorsak bugün de aynısını yapıyor olacağımızı keşfetmek çok aşağılayıcıdır. İradeniz dışında gelişen negatif alışkanlıklarınızı oluşturan süreci tespit etmeli ve onların yerine bizim "pozitif ritüeller" dediğimizi veya planlı davranışları koymalısınız.

İnsanların yüzde 90'ı sabahları işe gider gitmez ilk iş olarak e-postalarına bakar. Bu durum onların ajandalarının altüst olmasına neden olur. 
Bunu yaparlar; çünkü kolaydır, zira e-postalara cevap yazarak kendinizi kısa bir süreliğine de olsa verimli çalışıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Ayrıca aranan biri olmak da size kendinizi iyi hissettirir ve e-postalar sizin aranan biri olduğunuzu teyit eder. İnsanoğlu iki temel şeyi yapmak üzere tasarlanmıştır: Beladan uzak durmak ve keyif almaya koşmak. Bu içgüdülerden birincisi, bizim hayatta kalmamızı sağlarken ikincisi ise kendimizi yeniden üretmemize olanak verir. Bizim davranışlarımızın arkasında halen bu dürtüler vardır. Sizin geri adım atabilmek ve "Burada yapılacak daha iyi bir tercih var" diyebilmek için daha üstün nitelikli bir beyin bölümüne ihtiyacınız olur.

Herhangi bir anda kendinizi nasıl hissettiğinize bağlı olarak karar aldığınızda sorun yaşarsınız. Genel konuşmak gerekirse bu hiç işe yaramaz. Psikolojik olarak iki tane farklı biz vardır. Birisi, oldukça ilkel ve tepkiseldir. Diğeri ise daha gelişmiş ve düşüncelidir. İnsanların, işleri tatsızlık boyutuna varmadan durdurabilmek için ilkel ve tepkisel tarafımızın, dizginleri ne zaman ele aldığını ve her şeyi etkilemeye başladığını fark etmesi gerekir. Bu ruh sizi harekete geçirinceye kadar bekleyemezsiniz.

Liderlerin rolü, enerjiden sorumlu başkan yardımcılığı olmalıdır. 

Bunun anlamı, liderlik yaptığı insanları harekete geçirmek ve odaklamak, yönlendirmek ve ilham vermek ve düzenli olarak onlara görevler tahsis etmektir.

Eğer patronlar, insanların yapmak için geldikleri işleri düzgün bir şekilde yönetmezse o zaman çalışanların gerekli verimliliği ve performansı yakalamaları imkansız olur. Eğer yapılacak işler net değilse, eğer projeler iyi tanımlanmamışlarsa, eğer çıktılara odaklanılmamışsa, eğer eylem adımları ile sorumluluklar ve mesuliyetler belirlenmemişse, o zaman lider kendi işini yapmamış demektir.

Organizasyonların artık insanoğlunun temel olarak enerji içerdiğini fark etmeleri gerekiyor. Ve bu enerji zaman içinde ya yenilenir ya da yok olur. Bir organizasyonun istese de istemese de kendi sorumluluğunun bir kısmının kendi insanlarının enerji depolarının tam dolu olmasını sağlamak olduğunu kavraması şarttır. Önümüzdeki 10 veya 20 yıl içerisinde, hangi organizasyonların dal budak salacağını belirleyecek en önemli değişkenlerden biri de budur.

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)