Yeni normalin çalışma gerçeği: Depresyon

Pandemi dolayısıyla çalışanlar birbirleriyle daha az iletişim kuruyor. Üstün altındaki çalışanı desteklememesi gibi aynı işi yapanlar arasında da dayanışma olmaması stresi artırıyor. Avrupalıların yüzde 27’si hayatlarında en az bir kere zihin sağlığıyla ilgili sıkıntı yaşıyor. Özellikle pandemi nedeniyle 2022’de depresyon en sık görülen hastalık olacak. Üzerlerindeki aşırı baskı ve stres çalışanların iş anlayışını da değiştiriyor. Önceden kendini işe veren işkolik diye tanımladığımız çalışan tipi azalıyor. Örneğin Fransa’da artık insanlar tüm hayatları boyunca çalışmak istemiyor. İş ve özel hayat arasındaki denge önem kazanıyor. Bu da eğlence ekonomisinin gelişmesine neden olacak. Artık şirketler, çalışanları farklı bir şekilde yönetecek.

Stres, dünyada İK yöneticilerini en çok korkutan risklerden biri. Çünkü Amerika’da her 5 çalışandan 1’i hayatında en az bir kez depresyona yakalanıyor. Ayrıca, bu ülkede 100 binden fazla kişi psikolojik problemlerden dolayı işinden ayrıldı. Stres ve depresyonun, örneğin, İngiltere’ye olan maliyeti yılda 40 milyar doları buluyor. Avrupalı çalışanların yüzde 22’si stres ve depresyon tedavisi görüyor.

Geçtiğimiz yıl Fransa, otomobil sektöründe yaşanan intiharlarla sarsıldı. PSA Peugeot Citroen’in 6, Renault’nun ise 4 çalışanı, iş yeri stresinden kaynaklanan problemlerden dolayı intihar etti. Bunalıma düşüp hayatına son verenlerden 10’u da beyaz yakalı çalışandı. Gündemi günlerce meşgul eden intihar olaylarından sonra özel bir komisyon kuruldu. Avrupa’nın önde gelen şirketlerinde çalışanların stres düzeyi ölçüldü. Ortaya çıkan tablo ise oldukça iç karartıcıydı.

Sanılanın aksine iş yeri kaynaklı stres, küçük bir azınlığı değil, binlerce kişi ve şirketi tehdit ediyor. Risk, sanayiden hizmet sektörüne geçmiş gelişmiş ülkelerde daha fazla. Çünkü, araştırmalara göre, stres, en çok hizmet sektöründeki çalışanları etkiliyor. Avrupa Çalışan Destek Hizmetleri Derneği’nin (EAEF) 2010 verileri, AB’de, her 4 çalışandan 1’inin stres ve depresyonla mücadele ettiğini ortaya koyuyor. İş kayıplarının yüzde 50-60’ı stresten kaynaklanıyor.

İş kaynaklı bu tür sorunlardan dertli tek ülke kuşkusuz Fransa değil. Japonya’da da bu tarz intihar olayları artmış durumda. İş yeri kaynaklı ruhsal sağlık sorunları İngiltere’de patronları en çok korkutan risklerin başında geliyor. İngilizlere göre, şirketlerin verimliliğini olumsuz etkileyen çalışan stresi, Çin ve Hindistan rekabetinden bile daha tehlikeli. Verimsizlik ve motivasyon kaybıyla sonuçlanan stresin yıllık maliyetinin ABD’de, 150-200 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor.

Stres sarmal gibi büyüyor!

Stres, bireylerin zihin ve fiziksel sağlığını etkilediği gibi şirketler ve ekonomiler üzerinde de ciddi tehdit yaratıyor. EAEF’ın 2019 yılında yaptığı araştırmaya göre, AB’ye üye 27 ülkede en fazla görülen ikinci sağlık problemi stres olarak öne çıkıyor. 2020’de ise birinci sıraya yükseleceği öngörülüyor.

Avrupalı çalışanların yüzde 22’si stres ve depresyon tedavisi görüyor. Stresten kaynaklanan ve en sık görülen psikolojik rahatsızlıklar ise depresyon, gerginlik ve tükenmişlik sendromu. Depresyona genellikle mutsuzluk, hayal kırıklığı ve heyecanın kalmaması eşiklik ediyor. 100 binden fazla kişinin psikolojik problemlerden dolayı işten ayrılmak zorunda kaldığı İngiltere’de yapılan araştırmalar, sorunun çok daha büyük olduğunu gösteriyor.

Araştırmalardan çıkan sonuca göre, İngiltere’de son bir yıl içinde her 10 çalışandan 3’ü ruhsal sağlık sorunuyla karşı karşıya kaldı. Her 5 İngiliz’den 1’i hayatlarında en az bir kez depresyona yakalanıyor.

Uzmanlar, işyeri kaynaklı psikolojik bozuklukların önümüzdeki yıllarda çalışanları daha fazla etkisi altına alacağını söylüyor. Örneğin, iş yeri stresi şimdiden İngiltere’de en çok görülen meslek rahatsızlığı. Depresyon ise en çok şikayet edilen dördüncü sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor.

Yoğun ve yorucu iş hayatı çalışanlar üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.

Bu baskı da strese neden oluyor. Çalışanların üzerinde başarılı olmaları için çok büyük baskı olduğunu söyleyebiliriz ve bunun sonucunda iş ve özel hayatlarıyla ilgili birçok beklentisi olanların büyük bir hayal kırıklığı yaşandığını belirtmek gerekir.

İşyerinde stresin neden arttığına ilişkin çeşitli araştırmalar var. Bu araştırmalara göre, stres seviyesi, çalışanların özel hayatından iş yerindeki pozisyonuna kadar çeşitli unsurlara bağlı olarak değişiyor. Ancak uzmanlara göre strese yol açan faktörler arasında ilk sırada iş ve özel hayattaki hızlı tempo ve yoğun çalışma saatleri geliyor.

Avrupa Çalışan Destek Hizmeti Derneği Başkanı Brigitte Vaudolon, çalışanların eskiye göre iç ve dış müşterilerinden gelen taleple daha fazla karşı karşıya olmalarının stres seviyesini artırdığını söylüyor. Bu yüzden de depresyonla ilgili şikayetlere hizmet sektöründe daha sık rastlanıyor.

Problemler karşısında kendini güçsüz, çaresiz hisseden insanlar yıkılıyor ve depresyona giriyor. Bunun yanında üstlenilen bir görevi başaramama korkusu, zaman sınırlaması, sorumlu olduğunuz diğer çalışanların performans ve hareketleri gibi iş kaynaklı sıkıntılar kadar iş yerine ulaşıncaya kadar maruz kalınan trafik, gürültü gibi dış etkenler de strese yol açıyor.

Stres alt kademe çalışanlarda olduğu kadar yönetim kademelerinde de önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor.

Hatta üst kademeleri daha çok etkiliyor. Çünkü, pozisyon yükseldikçe sorumluluklar da artıyor. Piyasayı doğru algılama, rakipleri doğru analiz etme, yüzlerce çalışanı yönetme sorumluluğu gibi ağır yükler üst düzey çalışanları strese sokuyor. Alt kademelerde ise “Ne zaman daha fazla sorumluluk alacağım”, “Ne zaman terfi edeceğim” gibi farklı kaygılar sonrası ortaya çıkıyor. Ancak, uzmanlara göre, stres, beyaz yakalıları normal çalışanlara göre daha fazla etkiliyor.

Maliyeti çok yüksek

Stres, iş verimliliğini olumsuz yönde etkileyerek ciddi maliyetlere yol açıyor. İngiltere’de yapılan bir araştırma, stresin iş gücü üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koymak açısından önemli ipuçları içeriyor. Araştırmaya göre stres ve depresyonun İngiltere’ye maliyeti, yılda 40 milyar dolar.

Yine araştırmalara göre gelişmiş ülkelerde sadece stresten kaynaklanan yıllık iş kaybı 40-70 milyon saat arasında. ABD’de yapılan bir araştırma, çalışanların işe gitmeme nedenleri içinde stresin payının yüzde 11 olduğunu ortaya koyuyor. Buna göre işe devamsızlıklarda fiziksel nedenler yüzde 38, aile sorunları yüzde 23, kişisel ihtiyaçlar yüzde 18 ve zihinsel sorunlar ise yüzde 10 oranında etkili oluyor.

Institute for Business and Industry Development(IBID) tarafından yapılan başka bir araştırmanın sonucuna göre, depresyon ve stres nedeniyle sağlık sorunu yaşayanlar, normal çalışanlara göre yüzde 250 daha fazla sağlık harcaması yapıyor.

Yine IBID’a göre, 2002’de 15 Avrupa Birliği ülkesinde, stresin şirketlere yıllık maliyetinin 20 milyar Euro’ydu. Bu rakamın bugün 70 milyar Euro’ya çıktığı öngörülüyor. Stresten dolayı yaşanan devamsızlık ve verimlilik kaybının Amerikan şirketlerine yıllık maliyeti ise 150-200 milyar dolar seviyesinde olduğu düşünülüyor.

Şirketler stresle baş etmek için ne yapıyor? Ne yapmalı?

20 yıl önce şirketlerin stresle mücadele konusunda yarım sent bile harcamaya hazır olmadığını söyleyen psikiyatr Eric Albert, son 2 yıldır bu konudaki gelişmelerin dikkat çekici boyutta olduğunu söylüyor. Albert’e göre şirketlerin stresle mücadeleye yatırım yapmalarının altında, hızla değişen rekabet koşullarında çalışanların kilit rol oynamaları etkili oluyor.

İş yeri stresinden kaynaklanan depresyonla mücadele konusunda en ileri olanlar ise Amerikan ve İngiliz şirketleri. Avrupa Çalışan Destek Hizmeti Derneği Başkanı Brigitte Vaudolon, ABD ve İngiltere’nin, iş yeri stresinin yarattığı ciddi sorunları Avrupa’dan çok daha önce fark ettiğini söylüyor.

Avrupa ve ABD’de oldukça yaygın olan bu hizmetler sayesinde çalışanlar, günün her saatinde psikolojik ya da başka sorunlarla ilgili danışmanlık alabiliyor. Çalışan destek hizmetlerinin yanında kişisel gelişim, kariyer yönetimi, motivasyon, performans yönetimi ve esnek çalışma saatleri de oldukça yaygın olan olarak kullanılan yöntemler arasında.

Çalışma ritmi hızlanıyor 

Avrupa’da çalışanlar arasında stres ve depresyon hızla artıyor. Anksiyete ve depresyonun görülme sıklığı çok yaygın. Büyük ölçüde iş kazaları ve işten kaynaklanan fiziksel rahatsızlıklarla ilgili önlem alan Avrupalı şirketler, çalışanlarının zihinsel sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyor. Bu durumu da doğal olarak şirketleri için ciddi bir tehdit olarak görüyorlar. Araştırmalar da çalışanların üzerlerindeki baskının eskiye göre çok daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. En önemlisi çalışma süreleri uzuyor. ZOOM gibi yeni teknolojiler sayesinde çalışma ritmi daha da hızlanıyor.
 

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)