Sosyal kederimiz ile baş başa…

Favorilere Ekle
Hepimiz son aylarda bir tür sosyal keder yaşıyoruz. Ekonomik sıkıntılar, her geçen gün artan fiyatlar, savaş, bitmeyen pandemi, gelir adaletsizliği, belirsizlik, geleceğe dair umutlarımızın yok olması, bir toplumun ve ülkenin olmazsa olmazlarının elimizden öyle kayıp gitmesi… Öyle bir hal aldı ki hayat, kendi kişisel sorunlarımıza üzülmeyi bencillik olarak saymaya başladık.  Normallik veya rutin gibi sıkıldığımız şeyleri bile arar olduk. 

Pandemi yüzünden sosyal bağlantı duygusunu, sosyo-ekonomik durumdan dolayı da muhakeme gücümüzü kaybettik. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermekte zorluk çekiyoruz. Tam bir kaostayız sanki, hayatımıza dair hedef koyamıyoruz, geleceğe dair hayal kuramıyoruz ve baharın gelişine bile sevinemiyoruz.  Bir sokak başında fırtınanın ortasında yapayalnız bırakılmış çocuklar gibiyiz; kaçsak mı yoksa bir ağaca tutunup kalsak mı diye düşünüyoruz… Ama bir bakıyorsun betona gömülmüş sokakta tutunacak bir tek ağacın bile kalmadığını görüyorsun. 

Bu sosyal keder; iş hayatına dair yeteneklerimizi de etkiliyor. Nasıl çalışabileceğimiz ve çalışmamız gerektiği konusunda bir değişiklik görmeye başladığımızda, başka bir kaybı yaşayacakmış korkusunu taşıyoruz. İnsanlar ofise dönme konusunda heyecanlı olsun ya da olmasın (tartışılan birçok farklı biçimde) yine de yaşadıklarımızın bir kaybı olacaktır. Birden fazla belirsizliğe gömülü olan bu değişiklikleri önceden düşünmek, bu sosyal kederin neden olabileceği semptomları da ortaya koyuyor. 

Bu kaosla birlikte hayatımızdaki birçok anlam noktası da değişti veya tamamen parçalandı. Yaşadığımız sosyal keder; hayat yorgunluğuna, diğerlerinden ayrılma duygusuna, toplumsal oryantasyon bozukluğuna ve umutsuzluk duygularına neden oldu. Ve en önemlisi hepimizi suskunlaştırdı ve kendimizi değersiz hissetmemize neden oldu. İnsanlar, kendilerini değersiz hissettiği için fikirlerini, isyanlarını veya tavsiyelerini paylaşmaktan çekiniyor. İşin özünde salgın, toplumsal ve ekonomik kaygılar ile çoğalan sosyal keder çoğumuzu suskunluğun girdabına hapsetti. 

Şu an hepimizin ihtiyacı olan tek şey; yaşadığımız bu zor günlerin ‘geççek’ olmasına ve “motorları maviliklere süreceğimiz güzel günlere” dair umudun aşılanması… Umarım, bu bahar bize rengarenk umut çiçeklerini getirir. 

 

Gülcan Çağlar Çalışkan
Genel Yayın Yönetmeni 

Yeni makalemizi okudunuz mu?