Masallardan Çıkmış Bohem Bir Şehir: Brüj

Favorilere Ekle

Nilay Karagülmez Abamor 

Korona öncesi hayatımda en çok yaptığım şey seyahat etmekti, bulduğum her boşlukta bir yerlere gitmek, görmediğim bilmediğim bir yerleri keşfetmek, sokaklarda kaybolmak yeni tatların peşinde koşmak, farklı kültürlerden insanlarla tanışmak hayatımı çok renkli bir hale getiriyordu. 

Bugün sizlere defalarca gittiğim, her defasında da iyi ki de gitmişim dediğim, Hollanda, Almanya ve Fransa’nın komşusu olan Belçika’nın, en çok ziyaret edilen, dört mevsim turist akınına uğrayan ve bana göre en güzel şehri Brüj’den bahsedeceğim.  

Belçika sadece waffle, bira, çikolata ve dünyanın en iyi müzik festivallerinden bazılarının değil, aynı zamanda elmasların ve her biri birbirinden şirin küçük ama mutlaka gidilmesi gereken şehirlerin toplamından meydana geliyor. Aynı zamanda Avrupa Birliğinin de resmi başkenti, özellikle Başkent’i Brüksel’de gezerken etrafınızdaki binalardan bunu her an hissedebiliyorsunuz. 

Belçika’nın gezilmeye gidilmeye değer çok güzel şehirleri var; Başta Başkenti Brüksel, Antwerp, Gent, Bruges, Leuven, Liege derken bu liste uzayıp gidiyor. 

Brüj, kırmızı, mavi ve yeşil pencere çerçeveleri olan tuğla evler arasında, dev bir çan kulesinin himayesinde, çikolata kokuları içerisinde, gökyüzüne yükselen orta çağ çatılarına, Vikinglere kadar uzanan bir tarihe ve her daim görebileceğiniz zarif kuğulara sahipliğiyle aşık olunacak bir şehir! 

Brüj, 2. Dünya savaşında çok fazla zarar görmediğinden dolayı tuğladan yapılma tarihi binalar ve Arnavut kaldırımlar günümüze kadar ilk günkü halleriyle kalmayı başarabilmiş. Brüj sokaklarında yürürken nereye baksanız tamamı Gotik Mimari ile yapılmış tarihi binalar göreceksiniz. Binaların hepsi birbiriyle uyumlu ve hepsinde mutlaka rengarenk çiçekler var. Tüm bu tarihi binalar, 2000 yılından bu yana, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde. 

Brüj’ün Kuzey’in Venedik’i lakabını almasını sağlayan su yolları, 12. yüzyılda ticari faaliyetlerin daha rahat yapılabilmesi amacıyla inşa edilmiş ve dünyada ilk kez Ticari Borsa Sistemi aynı dönemlerde yine burada kurulmuş. Modern Ticaret Borsasının temelleri yüzyıllar önce burada atılmış. Günümüzde ise bu kanallar, yalnızca ulaşım ihtiyacına alternatif çözüm yolu olarak kullanılıyor.

Brüj, Avrupa’nın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri, yürüyerek istediğiniz her yerine kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Araba kiralamanıza gerek yok, bisiklete binmenize gerek yok. Pitoresk kanalları, görkemli kulelerle çevrili her bir adımda fotoğrafını çekmek istediğiniz fotojenik pazar meydanları, tarihi kiliseleri ve eski bira imarethaneleri ile her adımda ayrı bir güzelliğe şahit oluyorsunuz. 

Ben Brüj’e her mevsimde gittim. Her mevsiminin ayrı bir güzelliği var diyebilirim. Ancak eğer yeşilin bin bir tonunu görmek istiyorsanız ve orta çağ atmosferini daha sakin bir ortamda gezmek istiyorsanız sonbaharda gitmenizi tavsiye ederim. Hem çok soğuk olmuyor hem de turist sayısı özellikle yaz aylarına göre çok daha az oluyor. 

Nerelere Gidilir Neler Yapılır?

Brüj’e gelmek çok kolay, Belçika’nın çok gelişmiş bir tren ağı var ve tren garı şehrin her yerine çok yakın. Trenden indikten sonra Brüj’ü gezmeye bence ilk olarak yaklaşık 30 dk süren kanal gezintisi ile başlamanızda fayda var. Kanal gezintisi ile bu güzel şehrin tüm renkli binalarını farklı bir açıdan seyredip, kemerli köprülerin altından geçerek, şatoların heybetine şaşırabilir, ünlü St. Boniface Köprüsü ve günün her saati ayrı güzellikte olan Minnewater Parkını da farklı açılardan görebilirsiniz. Bolca fotoğraf çekmeye hazır olun. 

Ben yeni bir şehre gittiğimde, şehrin kalbinde oturup insanları seyretmeyi, binalara bakmayı, o şehrin kültürüne dair hikayeleri dinlemeyi çok severim. Bu nedenle size de bunu tavsiye etmek istiyorum. Kanal turu sonrası kısa bir yürüyüşle, Brüj’ün kalbi sayılan Grote Markt‘a -Büyük Pazar- gidebilir ve meydana bakan kafelerden birine oturarak, klipsli at arabalarını, uzun süre boyunca kentin ticari hayatına yön vermiş meydanın hareketli atmosferini ve birbirinden güzel binaları seyredebilirsiniz. Bu alan içerisinde Hollandalı denizcilerin anısına yapılmış olan Jan Breydel Heykeli, Ulusal Posta Binası, Historium (Tarih) Müzesi de bulunuyor. Brüj’de yemek yiyecekseniz hem lezzet olarak hem de manzara olarak en ideal yer şüphesiz Büyük Pazar Alanı olacaktır. 1200‘lü yılların henüz başında inşası tamamlanan bu meydan Brüj’ün kalbi gibidir.

Meydanda bir kahve içip dinlendikten sonra, 1240 yılında Gotik mimari ile inşa edilmiş, Brugge Çan Kulesi ya da orijinal adıyla Belfry’nin tepesine çıkıp tüm şehri seyredebilirsiniz. Belfry’nin en üst kısmına ulaşmak için öncelikle 366 basamaklı merdiveni aşmanız gerekiyor. Kulenin seyir bölümü dar olduğu için her defasından yalnızca 70 ziyaretçiye izin veriliyor. Eğer kuleyi çarşamba veya hafta sonu ziyaret ederseniz, 47 çanının çalmaya başladığı ana denk gelmenizi tavsiye ederim, müzikal bir senfoni gibi oluyor. 

Brüj’e gelince mutlaka yapılması gereken bir başka şey ise; bir zamanlar rıhtım olarak kullanılan ama zamanla adı Aşk Gölü olarak değişen, şehrin Orta Çağ’daki haline ışık tutan Minnewater Park’a uğrayıp, kentin simgesi sayılan Kuğuların sürü halinde geçişişini seyretmek olmalı. Parkın muhteşem bir manzarası var ve Brüj’e dair çekilecek en güzel fotoğraflar içinde en doğru adres! 

Her şehrin tarihini anlatan bir müzesi mutlaka bulunur biliyorsunuz. Hem Brüj’ün hem de Belçika’nın tarihini anlamak isterseniz, yakın zamanda ismi Historium olarak değiştirilmiş Kent Tarihi Müzesini ziyaret etmenizi öneririm. Historium, alışılagelmiş müzelerden farklı olarak Sanal Gerçeklik Gözlüğü ile sizleri unutamayacağınız bir Orta Çağ Turuna çıkarıyor, oldukça değişik olan bu deneyimi yaşamanızı tavsiye ederim.

Brüj’ün sokaklarında yürüdüğünüzde karşınıza birçok tarihi bina çıkacak. 1291 yılında yapılmış Kutsal Kan Bazilikası, 1865 yılında Felix d’Hoop önderliğinde kurulan uygulamalı sanatlar müzesi Gruuthusemuseum, Neo-Gotik ve Romanesk mimariye özgü göz alıcı güzellikteki ayrıntılarla süslü Aziz Salvator Katedrali, 122 metre uzunluğundaki kulesi sayesinde kent siluetinde yer etmiş The Church of Our Lady ilk aklıma gelenlerden. 

Brüj Gastoronomik Açıdan Oldukça Zengin Bir Şehir  

Brüj’ün gastronomi açısından dünyanın en çok bilinen ve en çok tanınan şehirlerinden biri olduğunu söylesem, eminim bir çoğunuz çok şaşıracaktır ama bu doğru  Brüj, pek çok kişinin bildiği üzere sadece midye, çikolata ve biradan ibaret değil. Brüj yıllarla beraber dünya çapında kaliteli yemek için bir dönüm noktası haline geldi.  

De Jonkman, Sans Cravate, Auberge De Herborist, Den Gouden Harynck... şehirdeki Michelin yıldızlı restoranlardan sadece bazıları. Sayıları bu kadar çok olunca da şehrin başlı başına bir mutfak destinasyonu olması kaçınılmaz oldu. 

Hemen hemen tüm Belçika şehirlerinde olduğu gibi -Brüj burada asla bir istisna değil- sokaklar dört mevsim boyunca tatlı bir şeyler yemek için sokak tezgâhlarıyla doludur. Belçika’da her yıl 220 bin tondan fazla çikolata üretiliyor. Dünyanın en ünlü ve en güzel çikolatalarını burada sokak arasındaki minicik bir dükkânda görmeniz çok olası. Çikolatanın tarihini ve nasıl yapıldığını anlatan Choco Story isimli müzesi, her yaştan insanın ilgisini çekecek kadar güzel. Dükkân sahipleri çok cömert, size sürekli denemeniz için çeşit çeşit çikolata ikram ediyor, sakın hayır demeyin, bol bol denemenizi tavsiye ederim, bu lezzetleri bir başka yerde kolay kolay göremezsiniz. 

Belçika bira açısından gerçek bir cennet. 550’den fazla bira çeşidi var, bira dükkanlarında her bira markasının özel bir bardağını görmeniz mümkün. Brüj’ün' sayısız bar ve pub'larından herhangi birinde, herhangi birinin tadına bakabilirsiniz. Ancak daha otantik bir biranın tadını çıkarmak istiyorsanız, Brugse Zot birasının nasıl yapıldığını görmek için büyüleyici bir müzeye sahip olan Bar Halve Maan'ı (Walplein 26) ziyaret etmenizi öneririm. Üst katın terasında fabrikayı dolaşmanızın yanı sıra, inanılmaz panoramik Brüj manzarasına bakabiliyorsunuz. 

Brüj’de çok tipik bir yemek olan patates kızartmasını, -onlara sorarsanız burada icat edildiğini söylüyorlar-, şehrin her yerinde bulabilirsiniz, mutlaka ama mutlaka deneyin, bağımlılık yarattığını söyleyebilirim. Biraz özgün ve otantik bir yerde yemek isterseniz, Çan Kulesi'nin eteğindeki Pazar Meydanı'nda bulunan ve 1917 yılından beri hizmet veren asırlık tezgahlardan yemenizi öneririm. Patates kızartmasının tarihini öğrenmek isterseniz, dünyanın ilk ve tek müzesi Patates Kızartması Müzesini yani Frietmuseum’u da ziyaret edebilirsiniz. 

Brü’de gezerken dikkatinizi çekecek bir diğer de şey çok fazla hediyelik eşya mağazasının olması. Özellikle antika tutkunu iseniz ya da değişik el yapımı şeyleri seviyorsanız Langestraat Sokağı gezmek sizin için en doğru seçenek olacaktır. Gotik mimarili Brüj evleri maketleri, danteller, bira altlıkları, Belçika Çikolataları Brüj’de en çok tercih edilen hediyelik eşyalar arasında.

Şehrin büyülü, romantik atmosferi sizi her daim içine çekiyor. Tüm kalabalığa, bolca turiste rağmen yerel halkın yüzündeki gülümseme asla bitmiyor. Zamanda yolculuk yapmak, bir şehrin sokaklarında kaybolmak, tarihini, doğasını, kokusunu sindire sindire içinizde yaşayarak birkaç gün geçirmek istiyorsanız Brüj tam size göre. Ben çok sevdim, pek çok kere gittim, size de tavsiye ederim. 
 

Yeni makalemizi okudunuz mu?