Dağları, ormanları, gölleri ile Karadeniz’in en bakir incisi Artvin

Favorilere Ekle

 

Nilay Karagülmez Abamor 

Artvin yeşilin bin bir tonuyla, bakir ve hiç bozulmamış doğasıyla, muhteşem yaylaları, irili ufaklı şelaleleri, turkuaz renkli gölleri ve her biri birbirinden dost canlısı, misafirperver insanıyla, mutlaka rotanıza almanız gereken bir destinasyon.

Artvin, ülkemizden doğup 466 kilometre yol kat ettikten sonra Batum’da denizle birleşen Çoruh Nehri tarafından ikiye bölünüyor. Çoruh Nehri aynı zamanda dünyanın en hızlı akan nehirlerinden birisi olması nedeniyle, her yıl dünyanın her tarafından gelen rafting, kano ve nehir kayağı gibi akarsu sporlarını yapan yerli ve yabancı sporcuları ağırlamakta. Çoruh nehrinin içinden geçen vadi, zengin bir floraya ve renkli bir faunaya sahip olmasından dolayı, uzun yıllardır kuşların da göç yolu olmuş.  İçinden nehir geçen, denize kıyısı olan, gölleri olan kısaca suyla bolca haşır neşir olan şehirleri, köyleri, kasabaları hep çok sevmişimdir zaten, Artvin de bundan bolca nasibini alıyor. 

Artvin öylesine doğal, öylesine yeşil, öylesine güzel ki şehrin %55’i ormanlardan meydana geliyor. Hal böyle olunca da yılın dört mevsimi ziyaret etmeye değer bir şehir oluyor, her mevsim ayrı güzel, her mevsimde ayrı bir renk cümbüşü var. 

Artvin’e gitmek için ister Erzurum’a uçun ister Trabzon’a, uçaktan indikten 4 saat sonra nefis bir güzelliğin içinde buluyorsunuz kendinizi… Artvin’e giderken ya da Artvin’in içinde kime yol sorsanız sizi mutlaka çaya davet edecektir. Misafirperverlik kelimesinin en yüksek oranda görüldüğü bir şehir burası. İnsanları öyle tatlı, öyle içten, öyle güleryüzlü. Karnınız tokken bile bir şeyler yiyebilir, birden kendinizi yemek sofrasında bulabilirsiniz burada. 
Ben en çok kış mevsimini sevdiğimden buraları sonbahar ya da kışın görmeyi tercih ederim ancak eğer fotoğrafçılığa meraklıysanız sizin için en güzel zaman dilimi; yerlerin rengarenk ağaç yaprakları ile dolu olduğu, sonbaharın ağaç dallarını boyadığı vakit yani Eylül – Ekim ya da Kasım başı gitmenizi tavsiye ederim. Eğer kamp yapmaya meraklıysanız, yürüyüş yolları ilginizi çekiyorsa Haziran ile Ağustos ayları arasında gitmenizi tavsiye ederim. Kamp yapabileceğiniz çok fazla yer var ama benim sizlere tavsiyem Şavşat Karagöl, Balık Gölü, Borçka Karagöl ya da herhangi bir yaylayı tercih etmenizde fayda var. 

Artvin ve çevresini dolu dolu gezmek istiyorsanız minimum 4 gün kalmanızı tavsiye ederim, tabii ki 1 hafta kalırsanız çok daha iyi olur. Zaten kaç gün kalırsanız kalın, dönerken kalbinizin bir kısmını orada bırakacaksınız. Artvin’e hangi mevsimde giderseniz gidin mutlaka şapkanız, yağmurluğunuz ve su geçirmez botlarınız yanınızda olsun. Bir de mutlaka bir aracınızın olmasında fayda var. İster bir rehber tutun ister bir turla gidin ister program siz yapın ancak arabanız olmadan bu güzelliklerin birçoğunu kaçırırsınız. 

Buraya kadar gelmişken, Macahel’e uğramadan dönmek olmaz. Macahel, Gürcüce "Maca" bilek, "Hel" de el demektir. Kelime anlamı olarak avuç içi anlamına gelir. Balıyla meşhur olan, neredeyse tüm dünyaya bal gönderen Macahel’de sadece bu bölgeye özgü Kafkas arıları bulunuyor.

Kafkas arılarının dilinin uzun olması nedeniyle diğer arılardan 1.5 kat fazla bal üretebiliyor ve aynı zamanda şifa niyetine ilaç olarak kullanılan kestane balını üretiyorlar. Artvin’e kadar gitmişken Günübirlik Arıcılık Turu’na katılabilir ve hem arılar hem de bal üretimi hakkında bilgi alabilirsiniz. Bu arada şunu da mutlaka belirtmek istiyorum. Macahel, Türkiye’deki ilk ve tek biyorezerv alanı unvanına sahip. UNESCO’nun tanımına göre; biyosfer rezervleri biyolojik çeşitliliğin korunması, ekonomik kalkınma ve kültürel değerlerin korunmasına dönük uygulamaların denendiği, seçildiği, sunulduğu ve geliştirildiği alanlar. İşte Macahel Türkiye’deki tek, dünyadaki sadece 4000 küsur biorezervden biri. Böylesine önemli bir bölgeye gitmenizi ve gezmenizi mutlaka tavsiye ederim. 

Artvin ve çevresi tamamen doğal bir yer, Ege ve Akdeniz Bölgesi’ndeki lüks ve turistik tesisler burada yok. Her şey doğal, insanlar, yemekler, restoranlar turistik değil ama yediğiniz her şeyin tadı damağınızda kalıyor ve oradaki tadı büyük şehirlerde bulamıyorsunuz.  Burada otellerde de çok lüks aramamanızda fayda var. Oteller genelde küçük, birkaç odalı, bungalov tarzı ya da dağ evlerinden oluşuyor. Bu tesislerin çoğunluğu aile işletmeleri olduğundan ev sıcaklığında yerlerde kalıyorsunuz. Genelde menü yok, o gün ev sahibi ne isterse size onu pişiriyor, bu küçük sürprizler Artvin’i daha da güzel kılan minik hediyeler. 

Ben her zaman bir yere gitmeden önce mutlaka araştırma yapar ve kendime rota oluştururum. Artvin’de de gidip gezilecek çok fazla yer var, bu bölgeye gitmeden önce bir plan program yapmanızda fayda var. Zamanı daha iyi kullanmak ve doğanın renk oyunlarını daha iyi yakalamak için bazı yerlere sabah erken saatte gidip gölün yansımalarını görmenizi, bazı yerlere ise akşama doğru giderek günü nefis bir manzara ile bitirmenizi tavsiye ederim. 

Artvin’de biri Şavşat Karagöl diğeri Borçka Karagöl olmak üzere 2 tane Karagöl var. Araları yaklaşık 130 km olan ve 3 saatlik orman yolu içinden gidilen her iki gölü de rotanıza mutlaka almanızı tavsiye ederim. 

Şavşat Karagöl’de rahatlıkla kamp yapabilirsiniz. Kamp yapmak istemeyenler için burada bungalov evlerin bulunduğu küçük bir işletmede mevcut, rahatlıkla kalabilir ve gölün keyfini sonuna kadar yaşayabilirsiniz. Şekli itibariyle gökyüzünden bakıldığında kalbi anımsatan Şavşat Karagöl ortalama 30 metre derinliğe sahip, içerisinde sazan ve 11 çeşit akvaryum balık türü bulunduruyor. Balıklar o derece evcilleşmiş ki elinizi uzatsanız dokunabilirsiniz.

Borçka Karagöl ise kamp deneyimi açısından sadece Türkiye’de değil, dünyada da çok ünlü bir yer olduğunda her daim kalabalık bir yer. Şavşat’a göre bitki örtüsünün çok sık dokulu olması nedeniyle, kamp alanları oldukça kısıtlı ve zaten az olan yerler de meraklıları tarafından çok çabuk kapılıyor. Kamp yapmak istemiyorum derseniz, gölün çevresinde bulunan ve belediye tarafından işletilen restoranda yemeğinizi yiyebilir ya da kendi getireceğiniz yiyecek ve içeceklerle piknik yapabilirsiniz. 

Mençuna Şelalesi, Borçka Karagöl’e sadece 1.5 saat uzaklıkta bulunan Artvin’in meşhur Çifteköprü’sünün üzerinden geçerek ulaşabileceğiniz, 50 metre yükseklikten dört mevsim oldukça hızlı debisiyle suyla buluşan bu heybetli şelaleyi, yanınıza mutlaka mayonuzu alarak mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Mençuna ismi Lazcadır ve Lazcada paylaşılan, ortak yer anlamına gelmektedir. Tabanının kayalık ve çanak şeklinde olması nedeniyle dökülen sular 200 metrekare civarında bir göl alanını meydana getirmiştir. Dik bir patikadan yarım saat yürüyerek ulaşılan şelalenin doğal olarak oluşan havuzunda keyif yapabilirsiniz.

Artvin’in güzelliklerini anlatmak için kelimeler yeterli değil, mutlaka gidip kendi gözlerinizle görmenizi tavsiye ederim. Göllerini gezin, yaylalarında yürüyün, milli parklarında soluklanın, Artvinlilerle bol bol sohbet edin, nefis yöresel yemeklerinin tadına bakın, Macahel balından bol bol satın alın, yıldızların altında çadırınızda temiz hava eşliğinde uyuyun ve sonra da kalbinizin bir kısmını orada bırakıp evinize dönün. Bir kere gidenin mutlaka bir kere daha gitmek isteyeceği doğa harikası Artvin’i ne yapın edin ziyarete gidin. 

Bu aylık benden bu kadar. Yolunuz açık, keyfiniz yerinde, neşeniz daim, sağlığınız tam olsun. 
 

Yeni makalemizi okudunuz mu?