Nisan: Yeniden Bakmanın Zamanı

Nisan, takvimsel bir geçişten fazlasını temsil eder. Ne başlangıcın coşkusunu taşır ne de sonucun rahatlığını. Tam da bu ara bölgede konumlanması, onu sıradan bir aydan çıkarır ve daha düşünsel bir eşik haline getirir. Nisan, ilerlemenin kendisini değil; ilerleme fikrini yeniden düşünmeye davet eder. Yılın ilk aylarında kurulan hedefler, alınan kararlar ve belirlenen yönler çoğu zaman sorgulanmadan sürdürülür. Hareket, neredeyse başlı başına bir değer haline gelir. Oysa hareketin kendisi, yönün doğruluğunu garanti etmez. Aksine, yanlış bir doğrultuda gösterilen tutarlılık, en az kararsızlık kadar yanıltıcı olabilir.

Bu nedenle Nisan, yalnızca bir “ara durak” değil; bir epistemik kırılma noktasıdır. Bilgimizi, varsayımlarımızı ve kararlarımızın dayandığı zemini yeniden gözden geçirme fırsatı sunar. Çünkü zaman ilerledikçe değişen yalnızca koşullar değil; o koşulları anlamlandırma biçimimizdir.

Modern iş dünyası, süreklilik ve hız üzerinden kendini tanımlar. Durmak çoğu zaman verimsizlikle, yön değiştirmek ise tutarsızlıkla ilişkilendirilir. Ancak bu yaklaşım, düşünmenin doğasına aykırıdır. Gerçek netlik, çoğu zaman hareketin içinde değil; hareketin askıya alındığı anlarda ortaya çıkar. Çünkü düşünmek, hızın değil; mesafenin ürünüdür.

Nitekim son yıllarda yapılan araştırmalar, organizasyonların en sık düştüğü hatalardan birinin “eylem yanlılığı” (action bias) olduğunu gösteriyor. Yani belirsizlik karşısında, doğru olup olmadığından bağımsız olarak bir şey yapma ihtiyacı. Bu eğilim, kısa vadede kontrol hissi yaratırken; uzun vadede yanlış kararların kurumsallaşmasına neden olabiliyor. Daha çarpıcı olan ise şu: Birçok organizasyon, hatalı kararlarının sebebini yetersiz analizde değil, yeterince hızlı hareket edememekte arıyor.

Oysa düşünce tarihinde bu mesele yeni değil. Thinking, Fast and Slow’da Daniel Kahneman, insan zihninin hızlı ve sezgisel karar verme eğilimini anlatırken, bu hızın çoğu zaman sistematik hatalar ürettiğini vurgular. Hızlı düşünme, hayatta kalmak için evrimsel olarak avantajlıdır; ancak karmaşık kararlar söz konusu olduğunda, bizi yanıltmaya son derece açıktır.

Benzer şekilde Thinking in Bets’da Annie Duke, kararların sonuçlara göre değil; alındıkları andaki bilgi ve düşünme kalitesine göre değerlendirilmesi gerektiğini söyler. Çünkü doğru kararlar her zaman doğru sonuçları doğurmaz; yanlış kararlar ise bazen tesadüfen iyi sonuçlar üretebilir. Bu ayrımı yapamayan organizasyonlar, öğrenme kapasitesini kaybeder.

Kendi deneyimlerim de bu teorik çerçeveyi doğruluyor. En kritik kırılma anlarının, daha fazla veri topladığım değil; mevcut duruma farklı bir açıdan bakabildiğim anlar olduğunu görüyorum. Çoğu zaman ihtiyaç duyulan şey yeni bilgi değil; yeni bir soru oluyor.

Belki de bu yüzden Nisan, bir değerlendirme anından çok bir yeniden çerçeveleme anıdır. Ne yaptığımızdan ziyade neden yaptığımıza ne kadar ilerlediğimizden ziyade nereye yöneldiğimize odaklanmak için bir fırsat. Çünkü zaman ilerledikçe daha net görünen bir gerçek var: Başarı, yalnızca doğru cevapları bulmakla değil; hangi soruların sorulmaya değer olduğunu fark edebilmekle mümkün. Ve belki de asıl mesele şu: İlerlemek için her zaman daha fazlasını yapmak gerekmez. Bazen gerçekten ilerlemek, aynı şeye ilk kez bakıyormuş gibi yeniden bakabilmektir.

 

Gülcan Çağlar Çalışkan
Genel Yayın Yönetmeni 

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)