İK’da “Hayır” Diyebilme Cesareti



İnsan Kaynakları’nın dönüşümü üzerine konuşurken sıkça stratejik ortaklıktan, çalışan deneyiminden, kültürden ve liderlikten söz ediyoruz. Oysa bu dönüşümün en önemli göstergelerinden biri, çok daha az konuşulan bir yetkinlikte saklı olabilir: Gerektiğinde “hayır” diyebilmek.

İlk bakışta bu, iletişim becerisiyle ilgili bir konu gibi görünebilir. Gerçekte ise organizasyonun uzun vadeli çıkarlarını koruyabilme cesaretiyle ilgilidir. Çünkü İnsan Kaynakları’nın karşısına çıkan taleplerin önemli bir bölümü, kısa vadeli ihtiyaçlardan doğar. Bir yöneticinin acil işe alım talebi, performansı tartışmalı bir çalışanın hızlı terfisi, organizasyon yapısını zorlayacak istisnai uygulamalar ya da yalnızca belirli bir ekip için istenen ayrıcalıklar…

Her biri kendi içinde makul gerekçelere sahip olabilir. Ancak İnsan Kaynakları’nın görevi yalnızca bu talepleri yerine getirmek değil, organizasyonun bütününü görebilmektir.

İşte tam bu noktada stratejik düşünme ile operasyonel hizmet anlayışı birbirinden ayrılır. Operasyonel yaklaşım gelen talebi en hızlı şekilde karşılamaya çalışır. Stratejik yaklaşım ise önce şu soruyu sorar: “Bu karar, yalnızca bugünün sorununu mu çözüyor, yoksa yarının kurumunu da şekillendiriyor mu?”

Her “Evet”, başka bir şeye söylenmiş “Hayır”dır

Yönetim biliminde stratejinin en temel tanımlarından biri seçim yapabilmektir. Her seçim aynı zamanda vazgeçilen başka seçenekler anlamına gelir. İnsan Kaynakları açısından bakıldığında da durum farklı değildir. Her istisna uygulama, standartların biraz daha esnemesine neden olabilir. Her plansız terfi, kariyer sistemine duyulan güveni etkileyebilir. Her acele işe alım, uzun vadede çok daha büyük maliyetler doğurabilir.

Bu nedenle İK’nın verdiği kararlar yalnızca bireysel talepleri değil, organizasyonun adalet algısını, güven duygusunu ve kurum kültürünü de etkiler. Kısa vadede memnuniyet yaratan bazı kararlar, uzun vadede sistemin bütünlüğünü zedeleyebilir. Tam tersine, ilk anda zor kabul edilen bazı kararlar ise organizasyonun tutarlılığını güçlendirebilir.

İnsan Kaynakları’nın rolü tam da bu dengeyi kurabilmektir. Çalışanı dinlemek, yöneticileri anlamak ve çözüm üretmek kadar; gerektiğinde kurumun ortak ilkelerini koruyabilmek de bu rolün ayrılmaz bir parçasıdır.

İK’nın “Hayır” demesi gereken durumlar

Her talebe karşı çıkmak stratejik olmak değildir. Ancak bazı durumlarda “hayır” diyebilmek, organizasyonun geleceğini koruyan önemli bir sorumluluğa dönüşebilir.

•    Sadece bir kişi için sistemi bozacak istisna talepleri.
•    Hazırlık yapılmadan istenen terfi kararları.
•    Yetkinlik değerlendirmesi yapılmadan açılması istenen kritik pozisyonlar.
•    Kısa vadeli baskılar nedeniyle atlanmak istenen işe alım süreçleri.
•    Adalet duygusunu zedeleyebilecek ücret uygulamaları.
•    Kurum kültürüyle açıkça çelişen yönetici talepleri.

Bu örneklerin ortak noktası, “hayır” demenin kişiye değil, ilkeye yönelik olmasıdır.

“Hayır” demek ilişkiyi bitirmez, güçlendirebilir

İnsan Kaynakları’nın zaman zaman zorlanmasının nedenlerinden biri de ilişkiyi korumak adına çatışmadan kaçınmasıdır. Oysa sağlıklı organizasyonlarda güven, herkesin her istediğini elde etmesiyle değil; kararların tutarlı, şeffaf ve gerekçeli olmasıyla oluşur.

İyi bir İK profesyoneli, yalnızca olumlu haberleri ileten kişi değildir. Zor kararları da aynı açıklıkla paylaşabilen, gerekçelerini anlatabilen ve alternatif yollar önerebilen kişidir. Böyle bir yaklaşım, ilk anda memnuniyetsizlik yaratabilir; ancak uzun vadede İnsan Kaynakları’nın güvenilirliğini artırır. Çünkü insanlar çoğu zaman olumsuz cevabı değil, gerekçesiz bırakılmayı adaletsiz bulurlar.

Stratejik İK’nın gerçek sınavı

İnsan Kaynakları’nın olgunluğu, yalnızca hayata geçirdiği projelerle ölçülmez. Bazen en önemli gösterge, hangi talepleri hayata geçirmemeyi seçtiğidir. Kurumun değerleriyle çelişen uygulamalara direnebilmek, popüler olan yerine doğru olduğuna inanılan kararı savunabilmek ve bunu yaparken ilişkileri koruyabilmek, stratejik İK’nın en belirgin özelliklerinden biridir.

Bu bakış açısı, İnsan Kaynakları’nı yalnızca destek veren bir fonksiyon olmaktan çıkarır; organizasyonun uzun vadeli sağlığını gözeten bir yönetim ortağı hâline getirir. Çünkü her karar yalnızca bugünü değil, kurumun yarın nasıl bir yer olacağını da belirler.

Cesaret de bir İK yetkinliğidir

İnsan Kaynakları’nın geleceği yalnızca teknolojiyi ne kadar iyi kullandığıyla ya da çalışan deneyimini ne kadar başarılı tasarladığıyla şekillenmeyecek. Aynı zamanda zor kararları ne kadar tutarlı alabileceğiyle de belirlenecek.

Belki de stratejik İK’nın en önemli özelliklerinden biri, herkesin hoşuna gidecek kararlar vermek değildir. Kurumun ortak değerlerini koruyan, adalet duygusunu güçlendiren ve uzun vadeli bakış açısını savunabilen kararlar alabilmektir.

Çünkü bazen en değerli katkı, yeni bir uygulama başlatmak değil; organizasyonu yanlış bir karardan koruyabilmektir. Ve belki de İnsan Kaynakları’nın en sessiz yetkinliklerinden biri de budur: Doğru zamanda, doğru gerekçeyle ve doğru üslupla “hayır” diyebilme cesareti.
 

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)