2026 Bir Eşik Olacak! “Çalışıyoruz ama Yaşıyor muyuz?” sorusuna yanıt aradığımız bir eşik
Zaman hızlandı. Ama insan aynı hızla ilerleyemedi. 2026’ya girerken iş dünyası yine ileriye bakıyor. Daha fazlasını yapmak, daha hızlı olmak, daha çok üretmek… Oysa 2026 yalnızca yeni bir takvim yılı değil; uzun süredir biriken yorgunluğun görünür hale geldiği bir eşik. Hız artık bir tercih olmaktan çıktı; çoğu kurum için sessiz bir zorunluluğa dönüştü.
2025 bize şunu açıkça gösterdi: Yorgunluk, çalışmanın yan ürünü değil; çalışma biçiminin kendisi haline geldi. İnsanlar yalnızca çok çalıştıkları için değil, sürekli kendilerini aşmaları beklendiği için yoruluyor. Performans baskısı çoğu zaman yukarıdan gelmiyor; insanın kendi içinde kurduğu görünmez bir disipline dönüşüyor. İnsan, farkına varmadan kendi kendini tüketiyor.
2026’nın farkı tam da burada başlıyor. Bu yıl, daha fazla hedef koymanın değil; neyi artık taşımamamız gerektiğini fark etmenin yılı olacak. Kariyer yalnızca ilerlemek değil; bazen bilinçli olarak yavaşlamak, bazen de yön değiştirmek cesareti gerektiriyor. Çünkü her ilerleme, her zaman büyüme anlamına gelmiyor.
Bugün birçok çalışan için mesele “başarılı olmak” değil; bu başarı halinin içinde kendini kaybetmemek. CV’ler dolu, ajandalar kalabalık; ama zihinler dağınık. Anlam ise hızın içinde değil; duraklarda, boşluklarda ve düşünmeye izin verilen alanlarda ortaya çıkıyor.
Bu sayıda 2026’yı, büyük vaatler ya da parlak gelecek anlatıları üzerinden değil; insanın bugün bulunduğu halde, taşıdığı yüklerle, bastırdığı yorgunluklarla ve çoğu zaman adını koyamadığı sorgularla birlikte okumaya çalıştık. Çünkü dönüşüm, insan henüz hazır değilken geleceği anlatmakla değil; bulunduğu yeri dürüstçe tarif edebilmekle başlıyor. İnsan kendini hangi halde bulduğunu fark etmeden ilerlediğinde, yol alıyor gibi görünse bile içsel olarak yerinde sayıyor.
Modern düşünce bize şunu hatırlatıyor: İnsan yalnızca üreten bir varlık değildir. Sürekli meşgul olmak, her zaman anlamlı olmak demek değildir. 2026’da kurumlar için asıl sınav, insanı yalnızca kapasitesiyle değil; sınırlarıyla birlikte görebilmek olacak.
İnsan Kaynakları’nın rolü de bu eşikte yeniden tanımlanıyor. İK artık yalnızca hızlanan sistemleri ayakta tutan bir mekanizma değil; insanın bu sistemler içinde kendisi olarak kalabilmesini gözeten bir alan. Veriyi okuyan ama yorgunluğu da görebilen, performansı ölçen ama kırılganlığı da hesaba katan bir yaklaşım.
2026’dan mucize beklemiyoruz.
Ama daha az gürültü, daha fazla dikkat ve daha sahici bir iş hayatı mümkün.
Yeni yılınız, yalnızca hedeflerle değil; yaşadığını hissettiren duraklarla da dolu olsun.