Üçü bir arada: Yenilenme, normalleşme ve değişim…

Favorilere Ekle
Pandemi ortaya çıktığı an hepimiz evlerimize gönderildik ve bizden orada kalmamız istendi. Evdeyken, yeni normalin neye benzeyebileceğini öğrenmek için çaba sarf ediyoruz.  Yenilenme ve değişimin bir aradalığına alışığız ama bunların arasına normali nasıl sığdıracağız? Hepimizin deli gibi merak ettiği ve pandeminin tetiklediği ‘yeni değişmiş normal’e nasıl alışacağız acaba? 

Farkında mısınız? Gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüs koca bir dünyayı ve milyarlarca insanı dize getirdi. Doğaya hükmetmek için her gün yeni bir sistem geliştiren en zeki varlık insan birkaç metrekarelik alana sıkışıp kaldı. Aylardır sürekli öngörüler, senaryolar, çözümler, aşı beklentileri derken yeni değişmiş normal kapımızı çalmaya başladı ama çalmasına da pek gerek yoktu, zira kapı sonuna kadar açık onu bekliyorduk. 

Şu an, onun düzenine ayak uydurmak için iyi bir zaman olabilir, çünkü davetli olmasa da kapıdaki bu misafir bir süre kalmayı planlıyor. Yıllardır iş dünyasında anlatılan değişim yönetimini her hücresine kadar uygulayacağımız bu yeni düzende, işler basit ama kolay olmayacak gibi… Basit, çünkü herhangi bir yöneticinin çalışanlara bu değişimi ve değişimin gerekçelerini anlatmak için uğraşmasına gerek yok. Kolay olmayacak, çünkü yeni normalin süreçlerini çalışanlara uygulatmak ve denetlemek sorunsalı ortaya çıkacak. Kısacası anlatması kolay, uygulaması zor bir süreç olacak. 

Bu salgın aslında bize nasıl daha iyi olabileceğimiz, işimiz, yaşamlarımız ve çevre için olumlu bir değişim yaratma konusunda öğrenme fırsatı sunuyor. Dünya değişiyor, doğa bu değişime tepki veriyor ve insanoğlu bunu fark ediyor. Evet, insanların bir kez daha ne zaman el sıkışabileceklerini, çalışma masalarının ne kadar ayrılması gerektiğini veya insanların birbirine ne kadar yakın olmaları gerektiğini sorgulamak duygusal olarak hepimizi zorluyor. Aslında bu zorluk; insanın en temel güdülerinden olan ‘dokunma’dan mahrum kalma korkusundan kaynaklanıyor. 

Sosyal mesafenin belli bir süre sonra duygusal mesafeye dönüşmesi; yeni neslin halihazırda makineye-bağlı sosyal hayatlarının iyice dijital bir kapsüle hapsolması… Ve insan makine beraberliğini konuşurken, insanın makineye dönüşmesi… Sahip olacağımız yeni normal, ‘insan’ olma yollarından uzaklaşmamıza neden olursa, şu an yaşadığımız dönemden daha fazlasını ve belki daha da kötüsünü yaşayacağız. Eğer gideceğimiz yer buysa, ben kendi adıma gitmek istediğimden pek emin değilim. 


İyi okumalar, 


Gülcan Çağlar Çalışkan
Genel Yayın Yönetmeni