Profesyonel Romantizm

Kaan Kosova / Datassist

1970’li yıllarda, Kaliforniya’da bir psikolog olan Christina Maslach, hapishane çalışanlarıyla ilgili bir araştırmaya davet edilir. Görüştüğü insanların ortak bir şikâyeti vardır: Yorgundurlar. Yaptıkları işe karşı duygusal olarak uzaklaşmışlardır ve kendilerini başarısız hissediyorlardır. Maslach bu durumu tek tek bireysel sorunlar olarak değil, ortak bir hâl olarak tanımlar. O günlerde literatürde tam bir karşılığı olmayan bu durumu “burnout” olarak adlandırır. Bugün tükenmişlik sendromu dediğimiz kavramın temeli bu gözlemlerle atılmıştı.

Maslach’in dikkat çektiği nokta şudur: Tükenmişlik tembellik değildir, motivasyon eksikliği değildir, işi sevmemek de değildir. Uzun süreli, kesintisiz ve yoğun stres altında çalışan insanların verdiği doğal bir tepkidir. Yani bir anda ortaya çıkmaz. Yıllar içinde beyninizi küçük küçük kemiren bir faredir bu adeta. Çoğu zaman fark edilmez. Edildiğinde ise artık birçok şey için çok geç kalınmıştır.

Bugün Dünya Sağlık Örgütü tükenmişliği “kronik iş stresiyle başa çıkılamaması sonucu ortaya çıkan bir sendrom” olarak tanımlar. Bu tanım önemli bir şeyi açıkça söylüyor: Sorun kişinin kendisi değil, maruz kaldığı “sürekliliktir”. Buna rağmen iş hayatında hâlâ çözüm bireysel dayanıklılıkta aranır. Daha güçlü olmak, daha iyi yönetmek, daha çok adapte olmak öğütlenir. Oysa asıl soru “insan ne kadar süre durmadan devam edebilir?” olmalı.

İşe Güce Reset Atmak

İşte profesyonel yaşama “reset atma” fikri tam da bu noktada sanki bizi çağırıyor. Profesyonel yaşama bir reset atmak, her şeyi yakıp yıkmak anlamına gelmez. İşi bırakmak, sektörü terk etmek ya da kariyeri sıfırlamak da değil elbette. Daha çok, uzun süredir kesintisiz akan bir süreci bilinçli biçimde durdurmakla ilgili bu. Aynı rutinin içinde ilerlerken fark edilmeyen yorgunlukları, otomatikleşmiş kararları ve alışkanlık hâline gelmiş refleksleri görünür kılma çabası. Reset atmak hızlanmak için verilen kısa bir moladan çok daha önemli. Reset atmak bana göre, yönü tekrar belirleme eylemi.

Yıllar içinde aynı sorunlara benzer tepkiler vermek, haftaların birbirine karışması, yapılan işten çok işin etrafındaki yüklerle uğraşmak bu birikimin belirtileridir. Ancak bu sinyaller genellikle “işin doğası” olarak kabul edilir. 

Bu sorunun iş dünyasında karşılığı yeni değil. Özellikle son yıllarda “sabbatical” uygulamaları, yani belirli bir kıdemin ardından çalışanlara tanınan uzun süreli kariyer molaları, bu ihtiyacın kurumsal düzeyde de fark edildiğini gösteriyor. Harvard Business Review’da yer alan çeşitli çalışmalarda uzun süreli molaların çalışanların tükenmişlik seviyelerini düşürdüğü, işe dönüşte motivasyon ve yaratıcılığı artırdığı vurgulanıyor. Benzer şekilde Deloitte, Intel ve LinkedIn gibi şirketler yıllardır gönüllü sabbatical programları uyguluyor. Bu şirketlerin ortak gerekçesi oldukça net: Kısa vadeli kesintiler, uzun vadeli kayıplardan daha ucuz.

Araştırmalar, aralıksız çalışmanın sanıldığı kadar verimli olmadığını da gösteriyor. Sürekli üretken olma baskısı altında çalışan bireylerin karar kalitesinin düştüğü, risk almaktan kaçındığı ve yaratıcılıklarının zamanla zayıfladığı biliniyor. Profesyonel reset tam da bu noktada devreye giriyor. Amaç performansı artırmak için daha çok çalışmak değil; düşünme kapasitesini geri kazanmak. Zihnin sürekli “yetiştirme” modunda olmadığı bir alan açmak.

Bu tür molalar yalnızca bireysel farkındalık açısından değil, kariyerin sürdürülebilirliği açısından da önemli. Uzun yıllar boyunca hiç durmadan ilerleyen kariyerler, dışarıdan bakıldığında istikrarlı görünebilir. Ancak içeriden bakıldığında bu istikrar çoğu zaman esneklik kaybıyla birlikte gelir. Reset, bu esnekliği yeniden kazanma girişimidir. “Ne yapıyorum” sorusundan çok, “neden bunu yapıyorum” sorusuna alan açar.

Profesyonel yaşama reset atmak bu nedenle bir lüks değil. Aynı rolde, aynı tempoda, aynı zihinsel yükle yıllarca devam etmenin alternatifi olarak düşünülmelidir. Bu bir kaçış değildir. Aksine, daha bilinçli bir devamlılık arayışıdır. Reset fikrini bu çerçevede ele almak, kariyere ara vermeyi zayıflık değil, stratejik bir duraklama olarak görmenin ilk adımıdır.

Gerçekler Bu Başlığın Altında

Bir de Türkiye gerçekleri var tabii ki. İşe 6 ay ara vermek kolay… Kolay tabii ki ancak ödemeler nasıl olacak? Faturalar, krediler, taksitler… Hepsi kapıda maaş gününüzü bekliyor. Birçok kişi için reset fikri tam bu noktada romantik bir düşünceye dönüşüyor. Çünkü Türkiye’de kariyere ara vermek çoğu zaman zihinsel değil finansal bir mesele. Tükenmişlikten söz ediliyoruz ama geçim kaygısı masanın ortasında bize el sallıyor. Yorgunluğa rağmen devam etmek bir tercih değil zorunluluk…

Bu yüzden profesyonel reset çoğu zaman erteleniyor hem de sonsuza kadar. “Biraz daha dayanayım”, “şu proje bitsin”, “bir sonraki zamdan sonra bakarım” cümleleri yıllara yayılıyor. Reset fikri bir hedef olmaktan çıkıp belirsiz bir hayale dönüşüyor. O hayal de genellikle işten tamamen kopulduğunda ya da beden artık sinyal vermeyi bırakıp alarm çaldığında gündeme geliyor.

İmkân olsa da keşke herkes 8-10 yılda bir en az 3-5 ay kadar iş hayatına ara verebilse… İstediği saatte uyansa, istediği yere gidebilse. Mesela yazları gidip 1 hafta tatil yaptığı bir sahil kasabasını kış aylarında da görebilse, orada bir sokak köpeğiyle arkadaşlık edebilse. Sessizliği dinleyebilse mesela. Ya da gürültüye bir zorunluluk olarak değil bir tercih olarak katılabilse… 

Sonuçta hayat kısa ve kuşlar uçuyor!
 

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)