Serendipity Engineering: Öğrenme ve Gelişimde Beklenmedik Keşifleri Tasarlamak

David Creelman

Hayatta bazı şeyleri planlayarak öğreniriz. Bazılarını ise hiç beklemediğimiz bir anda…

Bir kafede yan masada oturan birinin sözünü ettiği bir araç, tam da o sırada çözmeye çalıştığınız bir probleme çare olabilir. Asansörde bir çalışma arkadaşınızın anlattığı bir proje, üzerinde çalıştığınız konuyla hiç beklemediğiniz bir bağlantı kurabilir. Ya da katılmak zorunda olduğunuz bir uyum eğitiminde, bütün sunumdan aklınızda kalan tek şey, eğitmenin arada söylediği bir cümle olabilir.

Bunların hepsi serendipity kavramının kapsamına giriyor. Türkçede tam bir karşılığı yok; en yakın anlamıyla, beklenmedik bir karşılaşmanın ya da rastlantının değerli bir keşfe dönüşmesi diyebiliriz.

Peki öğrenmenin önemli bir bölümü böyle beklenmedik anlarda gerçekleşiyorsa, öğrenme ve gelişim stratejilerimizde buna neden daha fazla yer vermiyoruz? Daha fazla serendipity yaratmak mümkün mü?

Aslında amaç tesadüfü planlamak değil. İnsanların tesadüfen karşılaşabileceği, konuşabileceği ve birbirinden bir şey öğrenebileceği ortamları yaratmak.

Serendipity nasıl ortaya çıkar?

Bunun için çok karmaşık yöntemlere ihtiyacımız yok. Birkaç temel ilke yeterli.

İnsanların ilgilerini takip etmelerine izin verin. Her sohbetin önceden belirlenmiş bir gündemi olmak zorunda değil.

Her buluşmadan bir aksiyon planı çıkarmaya çalışmayın. Bu, özellikle kurumsal hayatta alışması zor bir fikir olabilir. Ancak konuşmayı mutlaka bir sonuca bağlama çabası, bazen yeni fikirlerin ortaya çıkabileceği alanı daraltır.

Normalde bir araya gelmeyecek insanları bir araya getirin. Farklı deneyimler, farklı uzmanlıklar ve farklı bakış açıları bir araya geldiğinde beklenmedik bağlantıların ortaya çıkma ihtimali artar.

David Gurteen’in de dikkat çektiği nokta burada önemli: Her konuşmadan belirli bir sonuç beklemek, fikirlerin serbestçe dolaşmasını engelleyebilir. Oysa serendipity biraz da insanların nereye varacağını baştan bilmeden konuşabilmesine dayanır.

Bunu bir tür keşif süreci olarak düşünebiliriz.

Bazı soruların yanıtını nerede bulacağımızı biliriz. Bazılarında ise nereye bakmamız gerektiğinden bile emin değiliz. Böyle durumlarda farklı insanlarla konuşur, farklı alanlara kulak verir, karşımıza çıkan bağlantıları takip ederiz.

Bu, tamamen rastgele bir süreç değildir. Kiminle konuşacağımızı, hangi ortamda bulunacağımızı ve hangi insanları bir araya getireceğimizi bilinçli olarak seçebiliriz. Sonrasında ortaya çıkan bağlantıların bizi nereye götüreceğini ise önceden bilemeyiz.

Serendipity’nin ilginç tarafı da tam olarak burada.

Peki bunu nasıl yapacağız?

Aslında kurumların uzun zamandır kullandığı pek çok yöntem, serendipity için doğal bir zemin oluşturuyor:

  • Mesleki ve uygulama toplulukları
  • Networking etkinlikleri
  • Lunch & Learn buluşmaları
  • Sosyal etkinlikler
  • Slack kanalları

Bunların ortak noktası, çalışanlara birbirleriyle temas edebilecekleri zaman ve alanı vermeleri.

Örneğin bir networking etkinliğinin değerini yalnızca etkinlik sonunda kaç kişinin kartvizit alışverişi yaptığıyla ölçmek zorunda değiliz. Bir öğle yemeği buluşmasından belirli bir çıktı beklemek de gerekmiyor.

Bazen değer, iki kişinin daha önce hiç konuşmadıkları bir konu hakkında sohbet etmeye başlamasında saklıdır. O sohbetin birkaç hafta sonra yeni bir fikre, bir iş birliğine ya da bir çözüm önerisine dönüşüp dönüşmeyeceğini ise baştan bilemeyiz.

Neden buna bir isim vermek gerekiyor?

“Bunların hepsini zaten yapıyoruz” diyebilirsiniz. Haklısınız.

Ancak burada önemli olan, yaptığımız şeyin arkasındaki mekanizmayı fark etmek.

Gayriresmî bir meslek topluluğu, yapılandırılmış bir eğitim programının yanında kolayca “olsa iyi olur” kategorisine girebilir. Belirli bir çıktısı olmayan bir networking etkinliği de zaman kaybı olarak görülebilir.

Oysa bu etkinliklerin başka bir işlevi daha var: Çalışanların, planlanmış eğitimlerin sağlayamayacağı bilgi ve bağlantılarla karşılaşmasını sağlamak.

Buna bir isim verdiğimizde, neden yaptığımızı da daha net anlatabiliyoruz.

Serendipity Engineering tam olarak bunu ifade ediyor: Beklenmedik keşiflerin ortaya çıkabileceği koşulları bilinçli olarak yaratmak.

Tesadüfün kendisini yönetmeye çalışmıyoruz. Tesadüfün mümkün olabileceği ortamı yaratıyoruz.

L&D programının yerini almıyor

Elbette bu yaklaşım, klasik eğitimlerin yerine geçmiyor.

Bir beceriyi çok sayıda çalışana aynı anda kazandırmanız gerekiyorsa, bunun için eğitim tasarlamak hâlâ en doğru yol. Örneğin yöneticilerinizin geri bildirim verme becerisini geliştirmesi gerekiyorsa, doğru içeriğe sahip bir atölye planlamalısınız. Doğru kişinin doğru zamanda karşılarına çıkmasını beklemek pek iyi bir strateji olmaz.

Serendipity başka bir ihtiyaca cevap veriyor.

Özellikle yapay zekânın çalışma hayatını çok hızlı değiştirdiği bir dönemde, bütün ihtiyaçları geleneksel eğitimlerle karşılamak giderek zorlaşıyor. Bir eğitimin hazırlanması, onaylanması ve çalışanlara ulaştırılması aylar sürebiliyor. Bu sürede öğrenilmesi gereken becerinin kendisi bile değişebiliyor.

Bu nedenle herkesin mutlaka öğrenmesi gereken beceriler için yapılandırılmış eğitimler gerekiyor.

Geri kalan alanlarda ise insanların birbirlerinden öğrenmesine daha fazla alan açabiliriz.

Farklı ekipleri bir araya getirmek, çalışanların kendi ilgi alanlarının peşinden gitmesine izin vermek, plansız sohbetlere ve karşılaşmalara zaman ayırmak… Bunların hiçbiri geleneksel anlamda bir “eğitim” değil.

Ama öğrenmenin önemli bir bölümü zaten tam olarak böyle gerçekleşiyor.

Serendipity başka hangi alanlarla kesişiyor?

Bu yaklaşım, Cohen, March ve Olsen’ın karar alma süreçlerini açıklamak için geliştirdiği “Garbage Can” modeli ile ilişkilendirilebilir. Model, kararların her zaman doğrusal bir süreç izleyerek alınmadığını; sorunların, çözümlerin, insanların ve fırsatların zaman zaman beklenmedik biçimde bir araya gelebildiğini ortaya koyuyor.

Herminia Ibarra’nın networking ve “zayıf bağlar” üzerine çalışmaları da bu açıdan önemli. Her gün görüştüğümüz, aynı ekipte çalıştığımız insanlarla kurduğumuz güçlü ilişkiler kadar, daha seyrek temas ettiğimiz kişilerle kurduğumuz bağlantılar da yeni bilgi ve fırsatlara ulaşmamızı sağlayabiliyor. Çünkü çoğu zaman yeni bir fikri, farklı bir bakış açısını ya da hiç bilmediğimiz bir fırsatı bize en yakın çevremiz değil, o çevrenin dışındaki insanlar taşıyor.

Belki de öğrenme ve gelişim dünyasının önümüzdeki dönemde biraz daha fazla ihtiyacı olan şey budur: Her şeyi önceden planlamak yerine, iyi şeylerin beklenmedik biçimde ortaya çıkabileceği ortamlar yaratmak.

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)