HRdergi’nin 30 yılından 10 küçük şaşırtmaca



30 yıllık arşivi karıştırınca karşınıza çıkan, “Bunu da mı yaşamışız?” dedirten küçük hikâyeler

Bir derginin arşivinde yalnızca eski sayılar bulunmaz. Zamanın dili, dönemin merakları, gelecekten beklentiler ve çalışma hayatının henüz adını koyamadığı meseleler de saklıdır. HRdergi’nin 30 yıllık arşivinde biraz dolaşınca insanın karşısına yalnızca geçmiş çıkmıyor; bugünün bazı başlıklarının aslında ne kadar eski olduğunu, bazı dönemlerin ise hepimizi ne kadar hızlı değiştirdiğini gösteren küçük sürprizler çıkıyor.

01 | 1996: Yetkinlik değil, “yeterlilik” diyorduk

Bugün İK dünyasının en yerleşik kavramlarından biri olan “yetkinlik”, HRdergi’nin ilk yıllarındaki yazılarda çoğunlukla “yeterlilik” olarak karşımıza çıkıyor. Dil henüz bugünkü halini almamış; ancak çalışanı yalnızca yaptığı işle değil, sahip olduğu bilgi, beceri ve potansiyelle değerlendirme fikri çoktan tartışılmaya başlanmış. Bazı kavramların değişmesi, aslında aynı sorunun zaman içinde daha gelişmiş bir dille sorulmasından ibaret.

02 | 1996: “2000 yılında her evde fare beslenecek”

İlk yılların arşivinde teknolojiye ilişkin bugün okuduğumuzda gülümseten öngörüler de var. Örneğin bir bilgisayar ilanında “2000 yılında her evde fare beslenecek” deniyor. O günün “fare”si, bilgisayar dünyasının geleceğini temsil eden heyecan verici bir teknoloji. Bugünse bilgisayar faresinin bile nostaljik bir nesneye dönüşmeye başladığı bir dünyadayız. Geleceği tahmin etmek gerçekten zor; HRdergi’nin arşivi bunu 30 yıl önceden kanıtlıyor.

03 | 1997: “İnternetin 100 milyon kullanıcıyı aşması” büyük haber

1997’de HRdergi sayfalarında dünyanın 180 ülkesinde 100 milyondan fazla internet kullanıcısına ulaşıldığından söz ediliyor. O dönem için bu sayı neredeyse akıl almaz büyüklükte ve haberin kendisi büyük bir heyecan taşıyor. Bugün 100 milyonun küresel internet evreninde ne kadar küçük kaldığını biliyoruz. Daha ilginci ise şu: O gün çalışma hayatını değiştirecek yeni bir teknoloji olarak izlenen internet, bugün çalışma hayatının üzerine kurulduğu altyapılardan biri.

04 | 1997: “Sanal ofis” daha o zaman konuşuluyordu

Uzaktan çalışma, hibrit çalışma ve dijital çalışma modelleri bugün çalışma hayatının en çok tartışılan konuları arasında. Oysa HRdergi arşivinde 1997 yılında “sanal ofis” kavramıyla karşılaşıyoruz. Henüz bugünkü teknolojik imkanların hiçbirine sahip olmadığımız bir dönemde, işin fiziksel bir ofise bağlı olmak zorunda olup olmadığı sorusu gündeme geliyor. Bugünün yeni çalışma modellerinin bazı fikirleri, dijital çağın çok daha erken dönemlerinde kendine yer aramış.

05 | 1999: Dijital öğrenme CD-ROM’larla anlatılıyordu

Bugün yapay zekâ destekli öğrenme, mikro öğrenme, kişiselleştirilmiş eğitim ve dijital akademiler üzerine konuşuyoruz. 1999’da ise dijital öğrenmenin araçları arasında CD-ROM, video, animasyon, e-mail ve hypertext bulunuyor. Teknolojinin kendisi neredeyse tanınmayacak kadar değişmiş durumda. Fakat çalışanların öğrenmesini işin ayrılmaz bir parçası olarak görme fikri, 30 yıl önce de aynı derecede önemliydi.

06 | 2005: Y Kuşağı geliyor!

Bugün Z Kuşağı’nın iş hayatından beklentilerini anlamaya çalışıyoruz. Birkaç yıl önce ise aynı merak Y Kuşağı için vardı. HRdergi arşivinde 2000’lerin ortalarından itibaren yeni nesil çalışanlar ve Y Kuşağı giderek daha fazla konuşuluyor; 2010’da bu konu özel bir zirvenin de gündemine taşınıyor. Kuşaklar değişiyor, tartışmaların başlıkları yenileniyor ama kurumların genç çalışanlara dair temel sorusu değişmiyor: “Onları nasıl anlayacağız?”

07 | 1997: “Farklılıkların Yönetimi”

Bugün Diversity, Equity & Inclusion başlığı altında konuştuğumuz pek çok mesele, HRdergi arşivinde 1997 yılında “Farklılıkların Yönetimi” olarak karşımıza çıkıyor. Terminoloji genişledi, konu daha görünür ve daha stratejik hale geldi. Ancak farklılıklarla birlikte çalışmak, farklı bakış açılarını yönetmek ve herkesin organizasyonda kendisine bir yer bulabilmesini sağlamak 30 yıl önce de önemliydi. Bazı gündemler kaybolmuyor; yalnızca zamanın diliyle yeniden adlandırılıyor.

08 | 2020: Bir sabah ofisler boşaldı

HRdergi’nin 30 yıllık tarihinde hiçbir dönem, çalışma hayatını pandemi kadar kısa sürede ve böylesine kökten değiştirmedi. 2020’de bir anda ofisler boşaldı, toplantılar ekranlara taşındı, evler işyerine dönüştü. “Uzaktan çalışma mümkün mü?” sorusu, birkaç ay içinde yerini “Ofise ne zaman döneceğiz?” sorusuna; ardından da “Neden dönelim?” tartışmasına bıraktı.

Pandemi, yıllardır konuştuğumuz dijital dönüşümün hızını bir gecede değiştirdi. Çalışan deneyimi, psikolojik güvenlik, wellbeing, liderlik ve hibrit çalışma gibi başlıklar yalnızca İK gündeminin değil, iş dünyasının merkezine yerleşti. HRdergi için de bu dönem, çalışma hayatını yalnızca izlemek değil, yaşanan büyük dönüşümün tam ortasında insanlara eşlik etmek anlamına geldi.

09 | 2007: Motivasyon ve bağlılık gündemin merkezinde

Bugün çalışan deneyimi, wellbeing, employee engagement ve işte anlam üzerine konuşuyoruz. 2007’de ise motivasyon ve çalışan bağlılığı İK gündeminin öne çıkan başlıkları arasında. İsimler değişmiş, araçlar çoğalmış, çalışan beklentileri farklılaşmış olabilir. Ama bir çalışanın “Burada neden kalıyorum?”, “Yaptığım işin bir anlamı var mı?” ve “Beni gerçekten önemsiyorlar mı?” soruları 2007’de de vardı, bugün de var.

10 | 1996’dan 2011’e: HRdergi’den geçen kariyerler

HRdergi’nin İK Uzmanlık Programı 1996’da başladı ve 2011’e kadar devam etti. O yıllarda kariyerlerinin başında olan pek çok genç profesyonel, HRdergi’nin eğitimlerinde, zirvelerinde ve sayfalarında yer aldı. Aradan yıllar geçti; bazıları üst düzey yönetici, bazıları CHRO oldu, bazıları bambaşka alanlara yöneldi. Bir derginin arşivine 30 yıl sonra baktığınızda, yalnızca yayımlanmış yazıları değil, bir mesleğin içinden geçen insanların kariyer izlerini de görüyorsunuz.

Bir de “İK’nın dışına çıktığımız” zirveler var…

HRdergi’nin hikâyesi hiçbir zaman yalnızca İK başlıklarıyla sınırlı kalmadı. 1998’de düzenlediğimiz ilk zirve olan Eğitimciler Zirvesi ile başlayan yolculukta Seçme ve Yerleştirme, Performans, Ücret ve Yan Haklar, Çalışan Deneyimi, Dijital İK, İK Analitikleri gibi pek çok başlığı ele aldık.

Ama sonra bir noktada, “Madem çalışma hayatının bütününe bakıyoruz, biraz daha ileri gidelim” dedik ve Lojistik ve Tedarik Zirvesi’ni de yaptık.

Evet, doğru okudunuz: HRdergi, Lojistik ve Tedarik Zirvesi de yaptı.

Bugünden bakınca biraz şaşırtıcı gelebilir. Ama aslında HRdergi’nin karakterini anlatan güzel bir ayrıntı bu. Çünkü çalışanı, organizasyonu ve yönetimi konuşurken iş dünyasının geri kalanından kendimizi hiçbir zaman ayrı tutmadık. İnsan Kaynakları’nın masadaki yerini konuşurken, o masanın etrafında kimlerin oturduğuna da baktık.

Zirveler zaman içinde HRdergi’nin ikinci hafızasına dönüştü. Derginin sayfalarında konuşulanlar salonlara taşındı; salonlarda konuşulanlar yeniden sayfalara döndü. Yüzlerce konuşmacı, binlerce katılımcı, farklı sektörlerden yöneticiler ve İK profesyonelleri aynı hikâyenin farklı bölümlerinde bir araya geldi.

Ve belki de en güzel tarafı şuydu: Bazı insanlar HRdergi’yi önce bir dergiden tanıdı, bazıları bir zirvede tanıdı. Bazıları ilk kez bir HRdergi etkinliğinde sahneye çıktı, bazıları yıllar sonra aynı sahnede konuşmacı oldu.

30 yıl boyunca sadece içerik üretmedik; bir mesleğin insanlarını da birbirine tanıştırdık.

Ve belki de en büyük şaşırtmaca…

HRdergi’nin ilk sayısı Kasım 1996’da 48 sayfa olarak yayımlandı ve gördüğü yoğun ilgi nedeniyle ikinci baskısı yapıldı. 1998’de ilk zirvemizi düzenledik; 2002’de aylık yayın hayatına geçtik; 2004’te HR Katalog’u yayımladık. 2020’de dünyanın çalışma biçimini değiştiren pandeminin tam ortasında yayınımızı ve gündemimizi sürdürdük. 2025’te 300. sayıya ulaştık.

Şimdi 30. yılımızdayız.

Geriye dönüp baktığımızda değişen yalnızca çalışma hayatı değil; onu anlatırken kullandığımız dil de. “Personel”den “İnsan Kaynakları”na, “yeterlilik”ten “yetkinlik”e, “oryantasyon”dan “çalışan deneyimi”ne, ofisten hibrite, insan kaynağından insan deneyimine uzanan uzun bir yol.

Ve arşivin bize bıraktığı en güzel sürpriz belki de şu:

30 yıl boyunca çok şey değişti. Ama insanın işten beklediği bazı şeyler şaşırtıcı biçimde aynı kaldı.

HRdergi’nin 30 yılı, biraz da bu değişen kelimelerle değişmeyen soruların; sayfalardan salonlara, salonlardan yeniden sayfalara taşınan bir yolculuğun hikâyesi.

Bizde içerik bol, seni düzenli olarak bilgilendirmemizi ister misin? :)