Fikirler incitilmesin diye insanlar törpüleniyor… İK dünyasında yıllardır sessiz sedasız süregelen ama artık adı konulması gereken bir kurum refleksi var. Adına biz normculuk diyoruz. Peki nedir normculuk? Kurumların, uyumu inovasyonun önüne koyduÄŸu; çalışanların davranışlarını, fikirlerini ve duygularını “ortalamaya” hizalamaya çalıştığı o görünmez sistem. Bir çeÅŸit “kurumsal törpüleme” pratiÄŸi. • Çok parlak fikirler “ÅŸirketin kültürüne uygun deÄŸil” diye rafa kaldırılır. • Geri bildirim vermek isteyen “fazla yorumcu”, duygusunu gösteren “fazla hassas”, sorgulayan “problemli” bulunur. • Oysa herkes bilir ki bu tepkilerin altında yatan ÅŸey, kurumun kendi konfor alanını koruma refleksidir. Yani: Normculuk, konforun kültüre dönüÅŸmesidir. Ne kaybedilir? – Yaratıcılık, çünkü her yeni fikir riskli sayılır. – Cesaret, çünkü konuÅŸan deÄŸil susan ödüllendirilir. – Aidiyet, çünkü gerçek benlik deÄŸil, kabul gören versiyon yaÅŸatılır. – Psikolojik güvenlik, çünkü her ÅŸey “hissettirmeden” yürütülür. HRdergi olarak çaÄŸrımız ÅŸu: İK artık sadece politikalarla deÄŸil, reflekslerle de mücadele etmeli. Normculuk gibi görünmeyen ama yaygın eÄŸilimleri teÅŸhis edip, yerine ifade özgürlüÄŸünü, duygusal açıklığı ve bireysel renkliliÄŸi koymalı. Çünkü sürdürülebilir kurum kültürü, “makul davrananlar”la deÄŸil, kendisi olabilenlerle kurulur. Bireyin iç sesi bastırıldığında; kurumun dış sesi de bir süre sonra yankısız kalır.
Bugünün hızla dönüÅŸen iÅŸ dünyasında kurumları güçlü kılan yalnızca strateji, teknoloji ya da finansal kaynaklar deÄŸil;...
Çalışma yaÅŸamı son yıllarda yalnızca teknolojik deÄŸil, aynı zamanda yapısal bir dönüÅŸüm yaşıyor. Dijital teknolojilerin hızla yaygınlaÅŸmasÄ...