Sorun Bakır Değildi! Şikayetlerin Ardındaki İhtiyaçları Duyabilmek...

Ağustos 08, 2026



2000 yılında IMD'de katıldığım bir programda Employee Pulse sistemleri üzerine uzun bir modül dinlediğimi hatırlıyorum. O dönemde anlatılanlar bana oldukça futuristik gelmişti. Şirketlerin çalışanlarının nabzını düzenli olarak tutması, sorunları büyümeden fark etmesi ve kararlarını bu verilerle desteklemesi, dönemin İnsan Kaynakları uygulamalarının oldukça ilerisindeydi.

O yıllarda daha çok çalışan memnuniyeti anketleri yapılıyordu. Birçok şirketin anket tasarım süreçlerine yakından tanık oldum. Hatta bazen kurumların cevabını duymak istemedikleri soruları anketlere dahil etmediklerini de gördüm.  Çalışanları gerçekten dinlemekten çok, "Çalışanlarımızı dinliyoruz" diyebilmek önemli olabiliyordu.

Aradan geçen yıllarda teknoloji gelişti. Anketlerin kapsamı ve odak noktası değişti, uygulama sıklıkları arttı, Employee Pulse uygulamaları yaygınlaştı.  Artık çalışanların sesini duymak hiç olmadığı kadar kolay!

Ama yıllar içinde fark ettim ki asıl mesele çalışanların ne söylediğini duymak değilmiş.
Asıl mesele, bize ne anlatmaya çalıştıklarını anlayabilmekmiş.

İnsanlar çoğu zaman ihtiyaçlarını doğrudan ifade etmezler. Çalışanlar da, müşteriler de, hatta çoğu zaman bizler de etmeyiz. İhtiyaçlarımızı şikayetlerin, hayal kırıklıklarının, eleştirilerin ve bazen de sessizliklerimizin içine saklarız.

Geçtiğimiz günlerde British Museum'da sergilenen yaklaşık 3800 yıllık bir kil tablet hakkında okudum. Tarihte bilinen ilk müşteri şikayetlerinden biri olarak kabul edilen bu tablette, Nanni isimli bir tüccar, kendisine düşük kaliteli bakır gönderen tüccar Ea-Nasir'e uzun bir şikayet mektubu yazıyordu.

İlk bakışta konu oldukça basitti: Kötü kalite bir ürün ve öfkeli bir müşteri. Ancak mektubu okudukça Nanni'nin yalnızca bakırdan şikayet etmediğini fark ettim. Verilen sözlerin tutulmadığını, ciddiye alınmadığını ve saygısız davranıldığını anlatıyordu.

Şikayet bakırla ilgiliydi.  Ama sorun bakır değildi.
Sorun bozulan güven, tutulmayan söz ve saygı görmemekti.

O tableti okurken tarihin ilk müşteri şikayetini değil, tarihin ilk karşılanmamış ihtiyaçlarından birini okuduğumu düşündüm.  Bugün organizasyonlarda duyduğumuz birçok şikayet de benzer bir hikâye anlatıyor.

Bir çalışan "Toplantılar çok fazla" diyor.  İlk refleks toplantı sayılarını azaltmak oluyor. Oysa bazen mesele toplantılar değildir. Belki öncelikler net değildir, belki karar alma mekanizmaları işlemiyordur, belki de insanlar birbirlerine güvenmedikleri için aynı konuları tekrar tekrar konuşma ihtiyacı hissediyordur.

Toplantı görünen semptomdur.

Bir başka çalışan "Ofis çok sıcak" diyor. İlk bakışta bu bir tesis yönetimi sorunu gibi görünür. Ancak bazen anlatılan şey klima değildir. Çalışanlar günlük hayatlarını etkileyen basit konuların bile dikkate alınmadığını düşünüyor olabilirler.

Sorun sıcaklık değil, önemsenmemek hissidir.

Aslında birçok durumda çalışanların ihtiyacı doğrudan çözüm de değildir.  Bazen ihtiyaç duydukları şey dinlenmek, ciddiye alınmak ve yaşadıkları deneyimin görülmesidir. İnsanlar çoğu zaman her sorunun anında çözülmesini beklemezler. Ancak seslerini duyurduklarında bunun dikkate alınmasını, yaşadıklarının anlaşılmaya çalışılmasını ve önemsendiklerini hissetmeyi beklerler.

Çözüm her zaman güven yaratmaz.  Ama samimi bir dinleme çoğu zaman güvenin başlangıcı olabilir.

Kurumların en sık yaptığı hatalardan biri semptomlarla nedenleri birbirine karıştırmaktır. Şikayeti çözdüğümüzde geçici bir rahatlama yaratabiliriz. Ancak ihtiyacı anlamadığımız sürece aynı konu farklı şekillerde yeniden karşımıza çıkar.

Bu nedenle çalışan deneyimini anlamak yalnızca çalışanların ne söylediğini duymakla ilgili değildir.  Asıl mesele, söylediklerinin altında ne olduğunu anlayabilmektir.

Belki de çalışanları soruları dinlemeye yönelik araçların asıl değeri burada ortaya çıkıyor. Bu tür uygulamalar bize şu sorduruyor:

- Bu şikayetin arkasındaki ihtiyaç ne?
- Bu sessizlik ne anlatıyor?
- Bu ekip neden uzaklaşıyor?

Çünkü çalışan bağlılığının kaybı çoğu zaman yüksek sesle yaşanmaz. Bir istifa mektubuyla başlamaz. Çok daha önce ortaya çıkar; bir yorumda, bir şikayette, bir sessizlikte ya da artık soru sormamaya başlamalarında.

Bu nedenle bugün kurumların sorması gereken soru yalnızca "Çalışan neden ayrıldı?" olmamalıdır.  Belki daha değerli soru şudur: "Biz bunu neden daha önce göremedik?"

Yaklaşık 3800 yıl önce Nanni kötü bakırdan şikayet ediyordu. Bugün çalışanlar toplantılardan, ofis sıcaklığından ya da yöneticilerinden şikayet ediyorlar.

Şikayetlerin konusu değişiyor.

Ama insanların temel ihtiyaçları çok fazla değişmiyor. Güvenmek istiyorlar. Ciddiye alınmak istiyorlar.  Bir yere ait hissetmek istiyorlar.

İyi liderleri farklı kılan şey ise şikayetleri çözmeleri değil, şikayetlerin içinde saklı olan ihtiyacı görebilmeleridir.
 

Yeni makalemizi okudunuz mu?