Neden Geç Kalıyoruz Ya da Erteliyoruz?

Bugün yine sabah erkenden uyandım ve trafiğe çıktım. İşe zamanında yetişmek için elimden gelse önümde duran arabaları ittire ittire devam edecektim. Muhtemelen hemen önümde seyreden birçok araç sürücüsü de benim gibi düşünüyordu. Böylece ortalama insanların hemen hemen tamamının aynı sıradan konuda kesiştikleri ortaya çıkıyor diyebilir miyiz: Onlar her zaman geç kalırlar!

John Haltiwanger isimli yazar blog’unda aynen böyle yazıyordu: Optimist insanların tümü aynı şeye sahiptir - her zaman geç kalmak!

Uzun bir metinde geç kalmak konusunu tartışan yazar, özetle aşağıda yer alan ifadeleri kullanmıştı:

“Sabah 6.00’da uyandım, ofiste bulunması gereken saatten üç saat önce ve ofise vardığında 10 dakika geç kalmıştım.

Bu benim için oldukça standart bir durum. Her zaman hemen hemen azıcık geç kalıyorum. Diğer insanlara göre farklı kurallar setini hak ettiğimi kesinlikle düşünmüyorum. Ben böyleyim.

Erken kalkıyorum ve ofise gitmek için evden ayrılmadan önce kısa bir egzersiz, kahvaltı, sabah haberleri gibi mümkün olduğunca çok sayıda etkinlik yapmaya çalışarak zamanı doldurmaya çalışıyorum.

Saate bakıyorum ve daha çok zamanım var, diyorum. Bir iki etkinlik sonrasında ofise gitmek için 40 dakikamın kaldığını görüyorum, ancak ofis ile evim arası ise 45 dakika.

Şimdiye kadar ki her işimde böyle olmuştur. Dakik olmayan biriyim ve belli ki bu konuda yalnız değilim.”

Yönetim danışmanı Daina DeLonzor ise konuyu şöyle izah ediyor;

“Çok fazla insan tüm yaşamları boyunca her aktivite için geç kalır. İyi mi kötü mü? Geç kalmak ile ilgili olarak yapılan bir bilimsel araştırmada şaşırtıcı olarak; geç kalmanın belli insanların fizyolojilerinde yer aldığı ve bu sorunun bir parçasının beynin derinliklerine gömülmüş olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.”

Diğer bir ifadeyle, kişinin geç kalması fizyolojisi ve karakterinden başka bir şey değildir.  Ancak yine de süreklilik gösteren bu geç kalma alışkanlığının üstesinden gelmek için çalışmalıyız, çünkü bunu başarmanın bize şu anda göremediğimiz birçok faydası olacaktır.

İyimser İnsanlar Geç Kalır!

Sürekli geç kalan insanlar aslında sadece iyimserler. Onlar diğer insanlara göre sınırlı zamana daha fazla görev sığdırabileceklerine ve çoklu görev sahibi olduklarında gelişeceklerine inanıyorlar. Basitçe söylemek gerekirse, onlar esasında umutlular.

Geç kalma sorunu onların zaman tahmini konusunda gerçekçi olmamasına yani kötü olmasına yol açarken, uzun dönemde ortaya çıkan diğer işlerde gösterilen başarı sayesinde bu sorunu telafi edebilmektedirler.

Araştırmacılar, iyimserliğin stresin azaltılmasından vücut bağışıklık sisteminin güçlendirilerek kardiyovasküler (kalbe bağlı olan) rahatsızlık risklerinin giderilmesine kadar beden sağlığımıza sayısız fayda sağladığını bulmuşlardır. Gerçekten de genelde daha uzun yaşamak mutlu ve pozitif olma haline bağlıdır.

Kişisel bir başarı göstererek insanın kendi pozitif görünümünü koruması oldukça hayatidir. Araştırmalar gösteriyor ki pozitif kalmak; bir işyerindeki verimliği, yaratıcılığı ve takım çalışmasını iyileştirmektedir.

Zaman görecelidir, anı yaşamayı öğrenmeli!

Dakikliğin ise görece bir kavram olduğunu bir kenara not etmeliyiz. Farklı kültür ve ülkelerde zaman ve gecikme kavramları da farklı anlama gelmektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde geç kalmak genellikle hakaret veya kötü bir iş ahlakı işareti olarak yorumlanmaktadır. Amerikalılar zamanın para ve paranın zaman anlamına geldiğine inanır.

Tabi Avrupa’da dakiklik kavramı neredeyse ülkeden ülkeye bile değişmektedir.

İş verimliliğinin sürekliliğini sağlamaya çalışan Almanya’da dakiklik son derece önemli bir kavramdır. Örneğin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile yapacağı bir toplantıya gecikince, Merkel beklemeyip toplantı yerinden ayrılmıştı. Çünkü herhangi bir Alman’da böyle bir durumda bu şekilde davranırdı.

İspanyolların ise kendi saat anlayışları oldukça ünlüdür, örneğin 22:00 İspanyollar için akşam yemeği saatidir. İspanya’dan Latin Amerika’nın güneyine doğru seyahat ettikçe dakikliğin Amerika ve Almanya kadar önemsenmediğini görebiliriz.

Konu Türkiye’ye geldiğinde ise, ne yazık ki dakiklik konusunda iyi bir sınav verdiğimizi söyleyemeyiz. Genel buluşmalarda saat yerine saat aralığı veya öğleyin, öğleden sonra, ikindi üzeri, akşam üzeri gibi daha geniş zamanları içeren ifadeler kullanırız. Her geç kalan Türk vatandaşının da kesinlikle trafik, yağmur, elektrik gibi dışsal etkenlerden etkilendiği görülmektedir!?

Burada bir nokta öne çıkıyor, her toplum kendi zaman algısına göre bir şeyler yapıyor.

Bununla birlikte ekonomik büyüme için kötü bir huy olan dakik olmama ile mücadele edilmesi ve sürdürülebilir verimlilik için yapılan bir programa uymanın hayati şekilde önemli olduğunu ifade etmek gerektiğini düşünüyorum.

Program saatlerinin önemli olduğunu bildiğimizden toplum ve bireyler olarak bizler, dakiklik huyu ile gecikme problemi arasında sağlıklı bir denge bulmaya çalışsak dahi programı aksatmanın dünyanın sonu olmadığını asla gözden kaçırmamız gerektiğini de bir kenara not etmeliyiz.

Çünkü dakik olmayı eleştiren bir diğer görüşün farklı bir bakış açısı vardır. İngilizce de bir deyim: stop and smell the roses (dur ve biraz gülleri kokla), der. Gecikmeye meyilli olan insanlar çalışırken durup başka işlerle meşgul olabilirler. Belki de dakik olan insanların, gecikmeye meyilli bu insanlardan öğreneceği şeyler olabilir. (vice versa)

Hatta bu görüş şöyle devam eder.

“Hayat asla son detayına kadar planlı değildir. Hatta kişinin kendi yaptığı takvime aşırı derece bağlı kalarak yaşamaya çalışası demek, anın tadını alamadığı anlamına dahi gelebilir.

Burada içinde yaşadığımız anların akla ve mantığa daha uygun olduğu sonucu çıkacaktır. Diğer bir deyişle, bazen işleri akışına bırakmak daha faydalı olacaktır. Bütün zamanımızı geçmişin değerlendirmesiyle veya geleceğin rüyasıyla harcamamak ve etrafımızda olan harika şeyleri kaçırmayı durdurmak belki de ihtiyacımız olan şeydir.”

Ama rasyonalitenin ve insan doğasının geç kalma huyu için hala terkedilmesi gereken ahlaki bir sorun olarak gördüğünde sanırım hemfikirizdir.

Buraya kadar geç kalmak eyleminin iki şekilde olacağını kanısına vardığımı ifade etmek isterim:

1. Kabul edilebilir geç kalma: Örneğin bir eğlence partisine katılacağında geç kalınmasından sadece kişinin kendisi etkileniyor olduğundan, bu kişinin geç kalması diğer kişiler için olumsuz bir etki göstermeyecektir. Diğer bir ifadeyle, her şey geç kalan kişiyle ve geç kalan kişi olmadan normal seyrinde devam edeceği için bu tür geç kalmalar kabul edilebilir.

2. Kabul edilemez geç kalma: Örneğin iki kişilik bir akşam yemeği veya iş görüşmesi ayarladınız ve zamanında gidemediniz. Bu durumda sizin geç kalmanızdan ötürü, diğer kişilerin olumsuz etkilendiğinden bahsedilir ki, bu kabul edilemez geç kalma olarak değerlendirilir.

Haltiwanger’in makalesinde ulaşılan sonuç, aslında geç kalma sorunu herkes de var, bu normal insanların yaşadığı genel bir sorun, o zaman kabul edilebilir, şeklindeydi. Ama Haltiwanger’in makalesinin altında yer alan okuyucu yorumları, onun bu kabul edilebilirci yaklaşımını tasvip etmedikleri ifadeleri ile doluydu.

Kabul edilemez şekilde sürekli geç kalanlar insanlar acaba nasıl bir hisse sahipler. Ya onlar bu durumdan hiç rahatsız değiller –ki bu oldukça kötü bir şey- ya da sürekli geç kaldıklarından ötürü içlerinde bir rahatsızlık var –ki bu kısmen iyiye işaret-.

Geç kalma hastalığından rahatsız olmayan ve insanları bekletmeyi umursamayanlar için kendilerini özel hissettiklerini ve bilinçaltlarında narsistliğin yattığını düşünebiliriz. Çünkü mantıklı olan her insanın, geç kalma huyunun iyi bir huy olmadığını bileceğini düşünürsek; bunu umursamamanın ve devam ettirmenin makul insanlarda olmayacağı sonucuna ulaşabiliriz.

Bununla birlikte geç kalmayı kronik hale getirmiş bazı insanlar vardır ki; bunlar aslında diğer insanları bekletmekten nefret ederler. Bu tarz insanlar izah edilemeyecek bir biçimde filmin başını kaçırmak, treni son dakika da yakalamak için strese girmek gibi birçok içsel duygu ile başa çıkmak için tuhaf bir baskı altındadır ancak her defasında aynı şeyi yaşarlar, geç kalırlar. Bu şekilde geç kalan insanlar için Tim Urban makalesinde ‘Geç Kalma Huyu Kronikleşmiş Kişi’ demektedir. (Chronically Late Insane Person – CLIP)