İskender… Büyüktü ama Kurumsal Değildi

Kaan Kosova
Datassist
Büyük Makedonya Kralı, Cihan Hükümdarı, Pers İmparatorluğu’nun fatihi, Asya’nın kapılarını zorlayan adam, henüz çok genç yaşta dünyanın yarısını dize getiren komutan… Büyük İskender! Onun imparatorluğu Balkanlar’dan başlayıp Anadolu’nun kalbine oradan da Mısır’ın çöllerine, Pers topraklarının derinliklerinden Hindistan’a kadar uzanıyordu…
O zamanlar için bilinen dünya haritasının neredeyse tamamı Büyük İskender’e aitti ancak daha da önemli olan şey bunu sadece 13 yılda gerçekleştirmiş olduğuydu. İskender hayata gözlerini yumduğunda ise henüz 32 yaşındaydı.
Peki, sadece 13 yılda sayfalara sığmayacak zaferler kazanan, fetihler yapan bu koca imparatorluğa sonra ne oldu?
Az Çalışan Çok Ciro
10 yıl öncesine kadar iş dünyası ile ilgili haberler yapan televizyon programları, gazeteler, dergiler, internet siteleri gibi medya mecralarında boy boy patronların afili fotoğraflarının altında “şirketimizde 25 bin çalışanımız var ve X kadar ciromuz var” demeçlerini görürdük. Bu “havalı söylem” olarak kabul edilirdi. Bu havalı söylemin mesajı şuydu: Benim sayemde 10 binlerce kişi para kazanıyor, işte çalışanlar için bir cazibe merkezi. Bu bir başarı öyküsüydü…
Gelelim son yıllara… Ne oldu? Teknoloji hayatımızın her alanına daha da fazla girdi ve bu bir sosyokültürel değişimi tetikledi. Son yıllarda kabul gören “havalı söylem” de şu şekilde değişti “şirketimizde 150 kişi var ve X kadar ciromuz var”.
X kadar ciromuz?
Yani “Bir önceki örnekte 25 bin kişi ile yapılan ciroyu, 150 kişiyle yapıyorum” diyor.
Neden?
Çünkü teknoloji çağındayız, çünkü robotlarım var, çünkü iş kolum buna uygun, çünkü keskin bir zekaya sahibim. En büyük yan haklar bizde, burası çalışanlar için gerçek bir cazibe merkezi ancak ne yazık ki herkes bu ayrıcalıktan faydalanamayacak…
Sürdürülemeyen İşler
Bu değişimi doğru okumak gerekiyor. Bu “hız çağında” değişen tek şey daha az çalışan değil artan outsource kültürü bana göre. Bu ihtiyacı da karşılayan binlerce startup şirket var. Dünya genelinde her gün 100 binden fazla startup iş dünyasına katılıyor ancak ne yazık ki yüzde 90’ı emekleme aşamasını göremeden sessiz bir “elveda” diyor. Nasıl, kulağa çok da hoş gelmiyor değil mi?
Ama bu oranı da doğru okumak gerekiyor. Yani şöyle, iş hayatına her gün 10 binlerce startup katılıyor, kalıcı ve sürdürülebilir oluyor, özellikle B2B alanında hayatımızı kolaylaştırıyor. Startup biraz da deneme yanılma yoluyla harika icatların ortaya çıktığı bir mecra aslında.
Buradaki en önemli konu sürdürülebilir bir ürün ya da hizmet çıkarabiliyor olması gerekliliği. Maalesef çok büyük gelecek vadeden, kısa vadede çok büyük paralar kazanan -startup olsun olmasın- birçok şirketin birkaç yıl içinde tarihin tozlu sayfalarına gömüldüğüne şahitlik ediyoruz.
Bu “birden parlayıp hemen sönme” işi yalnızca günümüz modern iş dünyasına özgü bir şey değil elbette. Örneğin yaklaşık 10 yıl önce faaliyetlerini durduran şehirlerarası otobüs taşımacılığı yapan bir şirketi hatırlıyorum. Otobüsleri ve müşteri hizmetleri alanında inanılmaz bir noktada konuşlandılar.
Yalnızca İstanbul, Ankara, İzmir ve Bodrum seferleri vardı bu şirketin. Sizi evinizden VIP araçlarla alıp, istasyona götürüyorlardı. Otobüs saatini beklerken lounge alanında ücretsiz ve çok kaliteli ikramlıklar sunuyorlardı. Otobüse bindiğinizde size özel çorap, göz bandı, kulak tıkacı, tablet, gazete, dergi, uydu interneti ve daha birçok benzersiz hizmet sunuyorlardı. Şirketin üst düzey müşteri deneyiminde diz mesafesi fazla olan koltuklar, otobüste tuvalet imkânı ve yine yolculuk boyunca benzersiz ikramlar sunuyordu. Tüm rakiplerinden ayrılıyor, insanlar bu deneyimi yaşamak için yolculuklarında söz konusu şirketi tercih ediyorlardı. Ve daha da önemlisi tüm bunları yaparken bilet fiyatları neredeyse rakipleriyle aynıydı. İşler gerçekten çok iyiydi, müthiş bir imajları vardı.
Ancak bu müthiş imajın ömrü çok uzun sürmedi. Diz mesafeleri halen gayet iyiydi ama bir önceki yolculuğa nazaran hizmet kalitesi çok düşmüştü. Şirketle ilgili güzel söylemler yerini şikayetlere bırakmıştı. Artık o şirket de herkes gibiydi…
Finans departmanı artık müşteri ilişkilerine de girmiş ve tüm VIP özellikler daha az zarar etmek için sessiz ama süratli bir şekilde iptal edilmişti. Bu “kalite rüyası” şirket için sürdürülebilir olmaktan çıkmıştı. Çok sürmeden kaçınılmaz sonu yaşayıp, piyasadan çekildiler.
Şimdi bakınca söz konusu şirketin tamamen kısa vadeli planlar üzerine bir hayat kurduğunu görüyoruz. Şirket havalı imajının ardında ne yazık ki kurumsallaşamamış.
İskender’den de Büyük Olan Şey…
Tıpkı Büyük İskender gibi…
Büyük İskender 13 yılda dünyayı fethetti ama arkasında bir sistem bırakmadı. O yüzden ölümünden sonra generalleri taht savaşına düştüler ve imparatorluk dağıldı. İskender’in miras kavgasında kan, savaş, ihanet ne ararsanız vardı artık. Sistemsizlik onları yok olmaya mahkûm etti.
Bu durumu şirketlerde de görüyoruz. Hızla parlıyor, büyüyor, konuşuluyor ama kurumsallaşamıyor. Büyümek “bir şey” ancak büyük kalabilmek “daha büyük bir şey”.