Mozart’ın müzik tınıları eşliğinde, Salzburg’un tarihi sokaklarında gezintiye var mısınız?


Avusturya, Viyana’da yaptığım ilk ziyaretimden beri kalbimde her zaman özel bir yere sahip olmuş ilham verici bir Avrupa ülkesi. Avusturya’nın göllerini, dağlarını, noel pazarlarını, müzelerini, geçmişe dayanan tarihini ve berrak havasını çok seviyorum. Sadece bunlarla kalsa iyi, dağlar, pırıl pırıl yeşil göller ve çikolata kokulu köyler, Avusturya'yı ziyaret edilecek en iyi destinasyonlardan biri yapıyor.

Nilay Karagülmez Abamor

Yıllar boyunca Avusturya'da Zell am See ve Achensee dahil olmak üzere bir dizi güzel gölü ziyaret etme şansına sahip oldum, ancak Salzkammergut bölgesi olarak bilinen Salzburg çevresindeki göller bölgesi, bana göre ziyaret edilecek en iyi bölgelerinden biri. Ancak ben bu yazımda, sizlere tarihi sokakları, Mozart’ın her yerden kulağınıza gelen güzel tınıları eşliğinde Salzburg hakkında gezip gördüklerimi paylaşacağım. 

Gelin Salzburg’un sokaklarına kendimizi bırakalım...  

Salzburg, Alp Dağları’nın eteğinde, Salzach Irmağı kıyılarında, zarafeti ve masalsı atmosferiyle adı Mozart ile anılan Salzburg, Salzach Nehri ile ikiye ayrılıyor. Şehrin Old Town yani Altstadt bölgesi, tam tepede bütün heybetiyle oturan Hohensalzburg Kalesi ve bir turist olarak gezmek isteyeceğiniz yerlerin çoğunu içine alıyor. Nehir de adını tıpkı şehrin adı gibi tuzdan alıyor. Çünkü eskiden madenlerden çıkan tuzu taşımak için nehir sıklıkla kullanılıyormuş. Tuzun ve tuz ticaretinin Salzburg tarihinde önemi çok büyük, sebebi ise bölgede tuz yataklarının ve onun yarattığı zenginliğin çok fazla olması. Tuza, özellikle buzdolabı olmadan önceki dönemde yemekleri muhafaza edebilmek adına bolca kullanıldığından, “white gold” yani beyaz altın deniyormuş çünkü en az altın kadar değerliymiş ve fiyatları da çok yüksekmiş. 

Tuz, Salzburg için öylesine önemli ki, adı da tuzdan kale anlamına gelen Almanca tuz (Salz) ve kale (Burg) kelimelerinin birleşiminden geliyor. Dağlarla çevrili bu şirin kente ilk yerleşenler M.Ö. 5. Yüzyıl civarında Keltler olmuş. M.S. 45 yılında ise şehir belediyesi statüsünü almış. 789’da Başpiskoposluk (Fürst Erzbistum Salzburg) ilan edilen Salzburg’un etkisi bugünkü Hırvatistan ve Macaristan’a kadar uzanır. Zengin tuz yatakları sayesinde ekonomik olarak gelişen Salzburg, günümüz Avusturya eyaletleri içinde başpiskopos-prens tarafından bağımsız olarak yönetilmiş tek bölge olma özelliğini koruyor. 

İstanbul’dan sadece 2 saatte direk olarak uçabileceğiniz Salzburg’un eski kent merkezi 1996’dan bu yana UNESCO Dünya Mirasları listesinde. Ortaçağ’dan kalmış tarihi dokusu, zarif meydanları, görkemli kale ve katedralleri, Mozart çikolataları ve daracık sokaklarda gezinen şık insanlarıyla burası rahatlıkla gezebileceğiniz keyifli bir Avrupa kenti.

Kendisi ile aynı adı paylaşan eyaletin de merkezi olma özelliğini taşıyan ve Alplerin Kuzey ucunda yer alan Salzburg‘un nüfusu sadece 151,000. Şehir, Viyana, Graz ve Linz şehirlerinden sonra Avusturya’nın 4. büyük kenti. Salzburg, Avrupa’daki merkezi konumda bulunan şehirlerde biri. Almanya’nın Münih şehrine 150 km, başkent Viyana’ya 300 km, Ljubliana’ya ise sadece 285 km uzaklıkta. 

Salzburg turistlere dört mevsim gezmeyi imkân veren bir şehir aynı zamanda. Bolca orman, 76 tane göl ve dağların bulunduğu bir yer olduğu için, ilkbahar ve sonbahar da yeşilin binbir tonunu görme şansına sahipsiniz. Kış aylarında ise kayak turizmi için sıkça tercih ediliyor. Özellikle Zell am See civarında çok güzel kayak ve aynı zamanda da çok popüler kayak destinasyonları var. Avusturya’da hava durumu kışları soğuk ve karlı geçerken, yazları ise ılık geçiyor. Aslında “Salzburg’u hangi mevsimde gezmek daha iyi?” diye sorsanız, seçimin tamamen size kaldığını söylemek yerinde olur.

Salzburg çok büyük bir şehir olmadığından araba kiralamanıza gerek yok, her yere ister yürüyerek isterseniz de toplu taşıma araçlarıyla rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Havaalanından şehre en fazla 15 – 20 dakikada ulaşmanız mümkün. Ayrıca şehrin her yerinden kalkan otobüslerle de yine havaalanına rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ben, her nereye gidersem gideyim, yürümeyi ve orada yaşayan halkın gittiği yerlerde daha çok vakit geçirmeyi sevdiğimden her zaman sokaklar arasında gezinmeyi, hatta yolumu kaybetmeyi sevmişimdir. Size de bunu tavsiye ederim. 

Salzburg’da Nereleri Gezebilirsiniz? 

Mirabell Sarayı

Salzburg’a gittiniz ve şehri gezmeye başlayacaksınız. Gözünüzün, gönlünüzün ve ruhunuzun şenlenmesi için ilk durak olarak, sahip olduğu doğal ve tarihi zenginliklerle ziyaretçilerini kendine hayran bırakan Salzburg’un görkemli yapılarından Mirabell Sarayı ve Avrupa’nın en güzel barok bahçelerinden biri olarak kabul edilen Mirabell Bahçesi’ne gitmenizi tavsiye ediyorum.

Salzburg eski dönemlerde Başpiskoposlar tarafından yönetilirmiş. Mirabell Sarayı’nı da 1606 yılında Başpiskopos Wolf Dietrich inşa ettirmiş ve yapılırken ihtişamdan taviz verilmemiş. Sarayın daha girişinde karşınıza çıkan heykeller sizi sanki fantastik bir filmin içine davet ediyor. Ana binanın içinde bulunan Melek Merdiveni de oldukça etkileyici.

Mirabell Sarayı’nın en ünlü bölümü olan Marble Hall (Mermer Salon), Luz Leskowitz’in yönettiği Salzburg Sarayı Konserleri’nin düzenlendiği yer aynı zamanda. Prens-Başpiskoposların eski ziyafet salonu olan Marble Hall, günümüzde dünyanın en popüler düğün salonlarından biri olarak kabul ediliyor. Bahçede yer alan, kanatlı at heykelinin bulunduğu çeşme, eğer bir film tutkunuysanız, size 1965 yılında burada çekilen ünlü film “The Sound of Music”’i hatırlatabilir. Mirabell Sarayı şehrin müzikle iç içe geçmiş tarihine notalardan bir satır daha eklemiş. 

Mozart Evleri 

Klasik müzik dehası Wolfgang Amadeus Mozart 27 Ocak 1756 tarihinde Salzburg’da doğmuş. Wolfgang Amadeus Mozart'ın babası Leopold da yetenekli bir müzisyen ve bestekar olmasından dolayı, oğlundaki cevheri çok küçük yaşta fark etmiş, oğlunun başarılı bir müzik dehası olması için elinden geleni yapmış. Mozart 5 yaşında iken piyano ve viyolonsel çalıyormuş. Salzburg’un sokaklarında yürürken Mozart’ın gençliğine doğru bir yolculuğa çıkmış oluyorsunuz adeta... 

Mozart’ın doğduğu bina -Mozarts Geburthaus- ile bir süre için yaşadığı ev -Mozarts Wohnhaus- müze olarak gezmeye açık. Mozart ve ailesi 1773 yılında, ünlü besteci on yedi yaşındayken Mozarts Wohnhaus’a taşınmış ve 1787 yılına dek burada kalmışlar. Besteci daha sonra 1781 yılında bu evden ayrılıp Viyana’ya yerleşmiş. Burası Mozart’ın doğduğu binaya göre daha sade bir yapı, şeker pembesi duvarları var. Eğer kısıtlı bir zamanınız var ise ve sadece birine zaman ayıracaksanız doğduğu eve gitmenizi öneririm. 

Salzburg Müzesi 

1834 yılında Napolyon savaşlarının anısına askeri nitelikli küçük bir koleksiyonun sergilenmesi amacıyla kurulan müze, öncelikle söylemeliyim ki her şehrin adını taşıyan bir müzeden çok daha fazlasını barındırıyor ve size kentin tarihini detaylı bir biçimde sergilerken, diğer kısımlar da ayrı bir müze olmaya değecek nitelikte sergilere ev sahipliği yapıyor. Müze Binası, eskiden şehrin yönetim merkezi olan beyaz renkli koca bir binaya kurulmuş. Adı Neue Residenz olan ve duvarı ile iç içe geçmiş gibi görünen, hoş kubbeli prizmatik bir kulesi bulunan bu binanın içinde birçok salon mevcut. 

Hohensalzburg Kalesi

Kentin en önemli simgesi konumundaki Salzburg Kalesi, 1077 yılında inşa edilmiş ve zamanla genişletilmiş. Günümüzdeki görkemli haline ise 1495-1519 yılları arasında, şehri yöneten son feodal hükümdar olan Leonard von Keutschach’ın tahtta olduğu dönemde kavuşmuş. 

Avrupa’nın en büyük ve en iyi korunan kalelerinden biri olan Barok tarzı tarihi yapının Altın Salon adlı bölümü, yıl boyunca Mozart’ın eserlerine odaklanan konser serisine ev sahipliği yapıyor. Eğer kaleye ziyaretinizi pazar günü saat 11.45’e denk gelecek şekilde ayarlarsanız, geleneksel olarak yapılan canlı müzik dinletisini dinlemiş olursunuz. 

Salzburg Katedrali

Ya da diğer adıyla Salzburg Dom, oldukça büyük bir katedral, yapımı M.S 774 yıllarına dayanıyor. Katedral, şehirdeki kilise mimarisinin en önemli parçası ve dini merkezi olarak biliniyor. Rengi yeşile dönmüş kubbesi ve kuleleri de bölgeden çıkan Untersberg mermerinden yapılmış olması, Katedrale canlılık katıyor. Residenzplatz’in yanında yer alan yapı, çeşitli yangınlardan dolayı zarar görmüş olsa da aslına uygun şekilde restore edilmiş. Katedralin hem içi hem de dışı bence çok güzeli gitmenizi ve görmenizi tavsiye ederim. Mozart da bu katedralin içinde vaftiz edilmiş.

Getreidegasse Caddesi

Getreidegasse Caddesi, Salzburg’un kalbi ve en güzel caddesi. St. Blasius Kilisesi’nin başında yer aldığı Getreidegasse Caddesinin en önemli özelliği markaların tabelaların hepsinin ferforje olarak tasarlanmış olması. 

Bu ferforje tabela uygulaması bence Salzburg’u birçok şehirden farklı bir yere koyuyor. Dünyaca ünlü ve standizasyonlarıyla her ülkeyi benzer hale getiren birçok markanın bile ferforje tabelasını takmış olması ve caddenin estetiğini bozmaması beni çok mutlu etti. Kentin en turistik yeri olan Getreidegasse Caddesi cıvıl cıvıl kafelerin, pasajların ve dükkânların bulunduğu rengârenk bir bölge. Cadde o kadar uzun ve o kadar çok ara sokakları var ki, kendinizi alışveriş çılgınlığı içinde bulmanız olası. Kesinlikle ara sokaklarına girmenizi tavsiye ederim.

Salzburg’da Yeme ve İçme

Salzburg’da da Viyana’da olduğu üzere kafe kültürü oldukça ağır basıyor. Günün her saati gidip bolca vakit geçirebileceğiniz muhteşem cafeler var. Salzburg’a özgü lezzetlerin başında Salzburger Nockerl (yumurta ve reçelden yapılmakta olup bizdeki bezeye benziyor.) geliyor. Biraz ağır bir tatlı, tarifinin arkasında ise mantı yatıyor. Vanilyalı ve şekerli hamuru, içine krema koyarak büyük mantılar şeklinde kapatıp pişiriyorlar ve ahududu sosuyla servis ediyorlar, yanında sert bir kahve ile mutlaka deneyin derim. 

Salzburg’a özgü bir diğer tat ise, ilk olarak 1884 yılında Cafe Fürst tarafından üretilmiş olan Mozartkugeln yani “Mozart topları”. Çikolata kaplı badem ezmesinden oluşuyor. Bu arada eğer Avusturyalılar gibi içmek isterseniz kahverengi anlamına gelen Brauner sipariş etmenizi öneririm. Filtre kahvenin az miktarda süt eklenmiş hali diyebilirim. Genellikle menüde küçük (kleiner) veya büyük (groser) olarak iki farklı seçenek halinde bulunuyor. 

Salzburg’daki Kahve ve Kahvaltı Dükkanları; 220 Grad, Kaffee Alchemie, Afro Cafe, Cafe Bazar, Cafe Wernbacher, Cafe Sacher, Cafe Mozart, Cafe Tomaselli

Yemek seçeneklerine gelirsek, Salzburg’da, haşlanmış bir et yemeği olan “tafelspitz”, patates köftesi olan “knödel” ve elbette bira, en çok tüketilen lezzetler arasında. Salzburg’un en iyi gurme restoranlarından biri olan Döllerer Restaurant’ta yerel tatlar üzerine uzmanlaşmış, buraya özgü mutfak kültürünü tanımak isteyenler için birebir. Goldene Kugel restoranın şnitzeli oldukça meşhur Salzburg’da. K+K Restaurant Holzmeisterstube ise geleneksel Avusturya mutfağını denemek isteyenlerin gözdesi. Et yemeği olan tafelspitz ve göl balıklarıyla yapılan topfenknödeli deneyin. Bir diğer mekân Triangel, en iyi lezzetleri ise organik etleri, goulash denen Macar çorbası ve çikolatalı suflesi sunuyor.

Daha sakin bir yer düşünenler Andreas Hofer Weinstrube geleneksel mutfağı ile sizi bekliyor. Avrupa’nın en eski restoranlarından biri olan St. Peter Stiftskeller de yine Avusturya’nın özel lezzetlerini buluşturuyor. 

Salzburg’daki Restaurantlar; Franz, Ikarus, L’osteria, BioBurgerMeister, Bulls Corner Restaurant, Sabah’s Kebap Haus, Barenwirt, Triangel, Sky Restaurant, Zipfer Bierhaus

Schrannenmarket

Salzburg'daki halkın en çok alışveriş yaptığı, 100 yılı aşkın bir süredir 180'den fazla çiftçi ve köylünün bölgesel ürünlerini sattığı, mutlaka gitmenizi tavsiye edeceğim bir pazar burası. Meyveler, taze sebzeler ve ev yapımı sosisler, rengarenk kırmızı biber, lezzetli mantarlar, eğlenceli paketlenmiş erişteler bulabilirsiniz. Schrannenmarket, Pazar sabahları saat 05’te açılıyor, en leziz en taze ürünleri bitmeden almak için çok erken gitmenizi tavsiye ederim. 

Salzburg’ta Eğlence ve Gece Hayatı

Salzburg’da akşamları Orta Avrupa şehirlerindeki gibi şaşalı gece hayatı olmasa da şehrin mistik havasına kapılarak küçük kendi tarzını yaratmış olan pub ve barlarda akşamları güzel vakit geçirebilirsiniz. 

Salzburg’daki Publar ve Gece Hayatı Mekanları; Augustiner Brau, Sporer Likör-Punschmanufaktur seit 1903, Stiegl-Brauwelt, Alchimiste Belge, Mayday Bar, Die Weisse / Sudwerk, Rockhouse

Opera, tiyatro, bale, müzik dinletileri ve resim sergilere ilgi duyuyor iseniz Ağustos aylarında gerçekleşen Salzburger Festspiele yani Salzburg festivalini kaçırmamanızı öneririm. Üstelik iklim açısından da Salzburg’a gitmek için iyi bir dönem. Özellikle katedralin önünde yapılan ücretsiz açık hava gösterilerini kaçırmayın derim. Bu ayda benden bu kadar, gelecek ay bambaşka bir rotada görüşmek üzere, kalın sağlıcakla.
#NilayınSırtÇantası 


 

DERGİ

HRdergi Haziran sayısı çıktı! İyi okumalar

SATIN AL Haziran 2024