Kişisel Gelişim Eğitimleri Nasıl Faydalı Olur?

Merak...

Yaratıcı düşüncenin kaynağı, her adımdan sonra bir adım daha atmak için ihtiyacımız
olan tutkuyu ateşleyen, en doğurgan, en zengin duygumuz. 

Peki en çok neyi merak ediyoruz, hiç düşündünüz mü? 

Elbette kendimizi. Kendi içimizdeki sırları, gerçek potansiyelimizi, kim olduğumuzu, ham maddemizi. Ve tabi dışarıdan nasıl algılandığımızı, hakkımızda diğerlerinin ne düşündüğünü de merak ediyoruz. Toplu bir fotoğrafta önce kendimizi arıyoruz. En küçük gündelik konuşmada, konu bize geldiğinde kulaklarımızı ve algımızı tam olarak açıp dinliyoruz. Bencil olduğumuz için değil, insan olduğumuz için en çok kendimizi merak ediyoruz. Belki de bu nedenle yüzyıllar önce Delphi Tapınağı’na yazılan bir cümle bugün bizi hala etkiliyor: Nosce Te İpsum. Kendini Bil. Sokrat’ın bu ünlü cümlesinin yansımalarını tüm kadim öğretilerde bulmak mümkün. Ve bugün de tam bir farkındalık döneminden geçtiğimizi söyleyebiliriz. Kişisel gelişim kitapları ve eğitimleri her zamankinden daha çok ilgi görüyor. İnsanlar maddi başarıyı ve etiketleri hala önemsiyor belki ama artık onların ötesinde bir anlam da arıyor. Ve kurumlar da artık bu bilinçle hareket ediyor.

O nedenle İnsanı bir bütün olarak gören kurumlar, bir adım önde!

Çalışanları sadece performans ölçüm sonuçları ve satış rakamlarıyla değil; zihinsel, bedensel ve duygusal bütünlüğü açısından değerlendiren kurumlar teknik eğitimler kadar kişisel gelişim eğitimlerine de yatırım yapıyorlar. Çünkü özel yaşam ve iş yaşamını ayırmak büyük resmi kaçırmamıza neden oluyor. Kişi farklı şapkalar da taksa, özel yaşamında da iş yerinde de aynı kişi. Çalışanını bu bilinçle değerlendiren kurumlar, kişisel gelişim ihtiyaçlarına yönelik son derece yaratıcı, fark yaratan, duygulara dokunan, şaşırtan ve keyif verirken güçlü bir dönüşüm fırsatı doğuran eğitimleri programlarına alıyorlar.

Kişisel gelişim eğitimlerinin kurumlara en büyük katkısı, 
bağlılık ve memnuniyet yaratması. 

Hepimiz görüldüğümüzü, duyulduğumuzu, önemsendiğimizi bilmek istiyoruz. Önemsendiğimizi hissettiğimiz yere de bağlılık ve aidiyet duyuyoruz.

Memnuniyet ise çift yönlü gelişiyor. Farkındalığımız arttıkça kendimizin en yüksek versiyonuna bir adım daha atmak için çaba göstermeye başlıyoruz. Kimse zorladığı için değil, daha başarılı olmak için değil ama yaşadığımız yaşamdan ve olduğumuz kişiden memnun olmak için daha fazla uğraşıyoruz. Bu da elbette işimize yansıyor. Kişisel gelişim eğitimleri birincil hedef olarak performans artışına odaklanmasa bile, yaşama sanatında ustalaşan çalışanlar işlerinde de daha başarılı olmaya başlıyor.

Peki her kişisel gelişim eğitimi, gerçekten geliştiriyor mu?

Orkestradan yemek yapma atölyesine, psikodramadan uçak simülasyonuna, nefes farkındalığından outdoor çalışmalarına kadar birçok farklı eğitim, kurumların kataloğuna girdi. Peki bir kişisel gelişim çalışmasında hangi kriterleri aramalıyız? Her eğitim herkese uygun mu?

Kişi özgür iradesiyle katılmışsa...

Yöneticisi ya da İK tarafından dayatılmamışsa, kişi o eğitimi almayı kendisi seçmişse daha fazla fayda görüyor.

Konfor alanından çıkmaya hazırsa...

Doğru çalışmaya doğru zamanda katılmak önemli. Eğitimin amacına ulaşması için kişinin istekli olduğu kadar hazır olması da gerekiyor.

Eğitim katılımcıyı şaşırtıyorsa...

İster yöntemiyle ister içeriğiyle şaşırtsın ama eğitim “sana yeni bir şey sunuyorum” demeli. Merak duygusunu kamçılayan eğitimlerin etkisinin daha kalıcı olduğunu gözlemliyoruz.

Kişiye dokunuyorsa...

İyi bir kişisel gelişim eğitimi sadece bilgi vermez, bir deneyim yaşatır. Kişinin kalbine, duygularına dokunmayı başaran, eğlendiren, rahat hissettiren bir eğitim, dönüşüm için güvenli bir alan yaratmış demektir.

Bağ kurabiliyorsa...

“Ben bu bilgileri, bu farkındalığı özel yaşamımda da kullanırım” dedirten bir eğitim katılımcısıyla bağ kurmuş bir eğitimdir.

Eğitmen konuyu içselleştirmişse...

Güven veren ve dönüşüme kapı açan bir eğitmen, kendi konusunu yaşamına taşımış ve önerdiği yöntemleri uygulayan, bilgisini davranışlarına yansıtan bir eğitmen olmalı. Kişisel gelişim eğitimlerinin başarıya ulaşması için, eğitmenin duruşu da kritik derecede önemli.

Delphi Tapınağı yerine bir plazadayız belki, ama...

Kişisel gelişim eğitimleri elbette terapinin yerini tutmaz. Ama sağlıklı bireylerin yaşamla ve kendileriyle daha fazla bağ kurabilmeleri, duygularını tanıyıp yönetebilmeleri, zorluklarla başa çıkma güçlerini artırabilmeleri, kurban değil seçim yapan kişiler olabilmeleri ve otomatik vitesten çıkıp korkuya rağmen harekete geçebilmeleri için ihtiyaç duydukları içsel destek mekanizmasını sunabilir. Gerçek anlamda farkındalık sağlayan eğitimler, Delphi Tapınağı’nda olmasak da kendimizi daha fazla bilerek yaşama daha fazla katkıda bulunmamızı sağlayan güçlü araçlar verebilir. Bu araçları çalışanlarına sağlayan kurumlar çoğaldıkça, sahil kasabasına yerleşme hayali kurmak yerine olduğu yerden mutluluk duyan çalışanların sayısı da çoğalacaktır.

 

Suzan Yeşildağ Can
Eğitmen Burada