Haldun Çetinarslan - Kamudan özel sektöre geçecek yöneticilere tavsiyeler


Türkiye’de özel sektöre geçmeyi düşünmemiş kamu yöneticisi yoktur herhalde. Alt ve üst düzey kamu yöneticilerini kastetmiyorum tabi ki. Alt düzey yöneticilerin, doğal olarak, önlerinde uzun bir yol vardır. Hayalleri, hedefleri, planları… Üst düzey yöneticiler ise kamuda uzun yıllar çalışmış olduklarından, diğer bir deyişle, işin cefasını çekmiş olduklarından dolayı yeni bir maceraya atılacak enerjileri tükenmiştir. Kredi ödemeleri, özel üniversitede okuyan çocukları… Anlaşılacağı gibi, ilgi alanımız “orta düzey” kamu yöneticileridir. Yani, yaşları 35 ila 45 arasında, dinamik, heyecanlı, tecrübeli, tuttuğunu koparan, kabına sığmayan, X kuşağı yöneticiler.

Ron Zemke, Claire Raines ve Bob Filipczak’ın “Generations at Work” isimli kitabında değindiği gibi, bu yöneticiler, genel olarak, yaşamak için çalışırlar, iş-yaşam dengesini gözetirler, inisiyatif alırlar, yenilikçidirler, sistemi değiştirme yönünde gayret gösterirler ve bağımsızdırlar. Ancak, aynı zamanda, şüphecidirler, umursamazdırlar ve insan ilişkileri zayıftır. X Kuşağı yöneticilerin etkin yönetimi için onlara esnek davranılmalı, başarılı ve yaratıcı olmaları için alan yaratılmalı ve iş ortamında rahat etmeleri sağlanmalıdır.

İşyerinde ihtiyaç duyduğu fiziksel ve psikolojik konforu bulamayan, yöneticisi tarafından desteklenmeyen, güçlendirilmeyen ve yeterince değer verilmeyen hatta ilgilenilmeyen donanımlı, fark yaratan, birçok yetkinliğe sahip orta düzey kamu yöneticileri, çareyi özel sektöre geçmekte ararlar. Özel sektöre geçerlerse;

Daha yaratıcı (kreatif) ve yenilikçi (inovatif) davranabileceklerine,

Büropatolojiden (yoğun evrak işi) ve monotonluktan (hep aynı işleri yapma) kurtulabileceklerine,

Sıkıntı yaşadıkları yöneticilerinden veya çalışanlarından kurtulabileceklerine,

Dış/geçici görev, atama, fazla çalışma, nöbet vb. nedenlerden dolayı gereken önemi veremedikleri aile yaşantılarına daha fazla önem verebileceklerine,

Daha fazla para kazanabileceklerine, inanırlar.

Üst düzey yöneticilerin, bu durumu zamanında sezip, gerekli bireysel/örgütsel tedbirleri almaları gerekir. Bu tedbirleri orta düzey yöneticinin iş tatminini artırmak için terfi ettirmek, ödüllendirmek, görev üzerinden lisansüstü eğitime göndermek, kurumun organizasyon yapısında değişiklik yapmak olarak sayabiliriz. İdeal olan tabi ki orta düzey yöneticilerin bu duruma hiç gelmemeleridir. Yetişmiş insan gücünün devamlılığı, özellikle kamu kurumları için, yaşamlarını sürdürülebilir kılabilmeleri ve bekaları açısından elzemdir.

Diyelim ki, üst düzey yönetici durumu fark edemedi veya fark etti ama kurumda öylesine katı kurallar var ki eli kolu bağlı veyahut elinden geleni yaptı ama orta düzey yönetici kamudan özele geçmekte kararlı. İşte şimdi “satranç hamleleri” ile hareket etme zamanı geldi. Kaybedecek çok fazla zaman yok. Yıllardır her ayın 15’inde bankaya yatan maaşı artık yatmayacak… Hele evli ve çocuğu varsa, o zaman çok daha dikkatli olması gerekiyor.

Kamudan ayrılan orta düzey yönetici; eğitimi, bilgisi, görgüsü, istekleri ve hedefleri doğrultusunda iş aramaya başlayacaktır. Yüksek tirajlı, ulusal gazeteler ve LinkedIn, kariyer.net, secretcv.com, yenibiris.com gibi internet sitelerindeki ilanlar, tanıdıklar…

Ancak, lider ruhlu, kararlı, analitik düşünen, “geleceği planlayarak bugünü yaşayan”, donanımlı (bilgi, yetenek, beceri gibi) ve cesaretli yöneticiler çok sürmeden iş bulabileceklerdir. Elbette ki kamuda çalışmış olmanın avantajları olacağı gibi bir takım dezavantajları da olacaktır. Mesela, özel sektördeki acımasız ve yoğun rekabet ortamı, ticaret hayatı, piyasaların durumu ve rakipler ile ilgili hususlar, yıllarını kamuda geçirmiş bir yönetici için hemen ve kolaylıkla uyum sağlayabileceği şartlar değildir. Kamudaki ve özeldeki örgüt kültürü birbirinden oldukça farklıdır. Ancak, şunu da göz ardı etmemek gerekir. En az 15 yılını kamunun çeşitli katmanlarında ve farklı görevlerde geçirmiş, kısım amiri, şube müdürü gibi pozisyonlara gelmiş bir yöneticinin de özel sektördeki bir işletmeye katacağı birçok değer (düzen, zaman ve şekil disiplini, ölçüp biçmeden konuşmamak, yüksek sorumluluk ve görev bilinci, her zaman hesap verilebilirlik, resmî işlemlere/yazışmalara yatkınlık gibi) bulunmaktadır.

Toplumdaki yaygın düşüncenin aksine, başvurusu kabul edilen ve işe alınmak için mülâkata girecek yönetici, aşağıdaki soruların bazılarını görüşmeyi yapacaklara (işe alım uzmanları) uygun şekilde (soru sorma hakkı tanınırsa ve sıcak bir diyalog ortamı oluşursa) sorarak onları adeta “zorlayacaktır”. Bu durumun, yalnızca kurumsallaşmış işletmelerde geçerli olabileceği aşikârdır.

Nasıl yükseleceğim?

Sağlık sigortası uygulamanız nasıl?

Bana bağlı kaç kişi çalışıyor olacak? Yetkinlikleri ne olacak?

Ben kime bağlı çalışacağım?

Beni almayı düşündüğünüz pozisyonda daha önce kim vardı? Uzmanlık alanları nelerdi? Niye ayrıldı? Yoksa terfi mi etti?

Kaç yıl iş güvencesi verebiliyorsunuz?

İzin uygulamanız nasıl?

Araç, akıllı telefon, kişisel bilgisayar gibi yan haklarım olacak mı?

Çalışma günleri ve saatlerine ilişkin uygulamanız nasıl? Fazla çalışma politikanız nedir?

Kıyafet konusunda uygulamanız nasıl?

Performansımı nasıl değerlendireceksiniz? Bana bağlı çalışanların performansını ben nasıl değerlendireceğim?

Yurt içi ve dışı seyahat durumu nedir?

Yatay olarak yakın koordine kuracağım yöneticiler kim?

İşten ayrılma uygulamanız nasıl?

İş tanımım nedir? İş tanımında yazmayan ilave görevler verilecek mi?

Kişisel gelişimime (çeşitli sertifikasyon programları, lisansüstü eğitim gibi) destek (çalışma günlerinde ücretli günlük/saatlik izin) olacak mısınız?

Bu soruları çoğaltmak elbette ki mümkündür. Ancak, işe alma görüşmelerinde, görüşmeye davet edilenlerin, işe alınıp alınmayacakları konusunda yaşadıkları stres ve özellikle maddî kaygılar nedeniyle biran önce işe başlama istekleri gibi hususlar dikkate alındığında, soruları optimum sayıda tutmakta fayda var. Yoksa ilk günden “sivrilmenin” bir alemi yok.

İşyerlerinde yaşadıkları bir takım sıkıntılar nedeniyle özel sektöre geçmeyi planlayan orta düzey kamu yöneticilerine, son söz olarak, işyerlerinde yaşadıkları “günlük” sıkıntıların geçici olduğunu, sıkıntıların yaratmış olduğu bulanık ortam nedeniyle gerçek durumu fark etmenin zorlaştığını, “yerleşmiş” sıkıntıların ise uygun iletişim kanalları ve çözüm yöntemleri kullanılarak azaltılabileceğini, hatta ortadan kaldırılabileceğini hatırlatmak uygun olacaktır. Kurumlarındaki en az 15 yıllık tecrübeyi bir kalemde, fevri davranarak gözden çıkarmak akıllıca olmayacaktır. İşyerinde kayda değer bir problem yaşamayan, ancak yine de o veya bu sebeple özel sektöre geçmeye niyetlenenlerin ise önceliklerini, alternatiflerini, kriterlerini iyi analiz etmeleri gerekmektedir.

2016 yılında mutlu ve huzurlu olabileceğiniz işyerlerinde çalışabilmeniz dileğiyle…


Not: Bu makale yazarın bireysel görüşünü yansıtmakta, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görüşlerini yansıtmamaktadır.